Bilinç Bilinçaltı Ve Bilinç Üstü Nedir?
Bilinçaltının gücünün anlaşılması için bilinç bilinçaltı ve bilinçüstü tanımlarının ne ne olduğunu bilmek gerekir. Bilinç bireysel bilinç ve ortak bilinç olarak ikiye ayrılır.
Bu tıpkı kuantum fiziğinin işaret ettiği parça ve dalga ilişkisi gibidir. Bireysel bilinç varlığın benlik bilinci ve bilinçaltından oluşur. Ortak bilinç ise bütün varlıkların bireysel bilinçlerinin toplamından oluşur.
Benlik Bilincinin Gücü
Bireysel bilincin düşünen karar veren ve seçim yapan bölümdür. Kişi sorun çözme ve hedefe ulaşmada beynin korteks olarak isimlendirilen benlik bilincinden yararlanırlar.
Son sözü söyleyici ve belirleyici olmasına rağmen benlik bilincinin gücü bilinçaltnın gücü ile kıyaslandığında çok sınırlı bir güçtür. Benlik bilincinin en önemli gücü karar verme gücüdür. Benlik bilincinin bir başka gücü bilinçaltına girecek olan bilgiyi filtre etme kabiliyetidir.
Ancak insanların çoğu bu kabiliyeti kullanmamaktadır. Bunun yerine çoğu insan gereksiz bilginin bilinçaltına girmesine izin vermekte ve içerisi de dışarısı da çöp yığınına dönüşmektedir.
Benlik bilincinin bir diğer gücü bilinçaltını yeniden programlayabilmesidir. Bunun yolu programlanması istenilen şeyi tekrar etmektir. Örneğin araba kullanmayı öğrendiğiniz de neler yapmanız gerektiğini bilinçli olarak düşünür sonrasında artık bu hareketlerin tümünü otomatik olarak yapabilirsiniz.
Tekrar etme yolu ile bilinçaltınızı programlayarak bir kez bilinçaltına yerleştikten sonra artık o şey otomatik hale gelir. Bu örnek araba kullanmak için ne kadar geçerliyse Başarıya ulaşmak için de o kadar geçerlidir.
Bilinçaltının Gücü
bilinçaltı vücudun sağlığını dengede tutmak için koruma altına alır. Vücudun kendi kendini doğal olarak iyileştirme kabiliyetinin olması bundandır. Alternatif tıbbında temeli budur.
Varlığımızı ve varlığımıza ait değerleri tehlikelerden korur.
Hafıza bankası olarak tüm geçmiş deneyimleri içinde depolar.
Mıknatıs özelliği ile kendi inancına uygun şeyleri kendisine çeker.
Radar gibi üst bilince/ ortak bilince bilgi gönderir ve cevaben gelen bilgileri toplar.
Bilinciniz bilinçaltına ve onun vasıtasıyla da üst bilince bağlıdır. Her insanın bilinci aynı şekilde üst bilince bağlıdır. Bütün bilinçler üst bilinç düzeyinde birbirine bağlıdır. Bilincimiz doğrudan üst bilince bağlı olmadığı için bilinçaltımız vasıtasıyla üst bilince bilgi gönderir ve oradan bilgi alırız.
Bilincimiz arzularını bilinçaltına aktardığı an bu istek üst bilince iletecektir ve üst bilinç bunu gerçekleştirmek için harekete geçecektir.
Üst bilincin ( ortak bilinç/ sonsuz zihin ) Gücü
Sadece tek bir üst bilinç vardır ve var olan her şeyin bilinci ona bağlıdır.
İlk andan beri var olmuş olan bütün varlıkların deneyimlerinin bilgisine sahiptir.
Evrensel zihin sonsuz zekâya ve ihtiyaç duyulan tüm cevaplara sahiptir.
Keşiflerin kaynağıdır. Potansiyeller içerir. Yaratıcı düşüncenin beslenme alanıdır.
Hedeflere ve üzerine koyulan niyete ulaşılmasına yardım eder.
Mega kompütür gibi kendisine bağlı küçük bilgisayarların faaliyetlerini bir orkestrayı yönetir gibi uyum içinde tutar.
Hedefinizi bilinçaltına aktardığınızda üst bilinç buna uygun şekilde cevap vermeye başlar. İçinde bulunduğunuz duygu ve düşünce durumuna uygun olarak ilgili kişileri ve olayları eş zamanlı olarak yaşamınıza çeker. Sizi güçlendirecek dersler hazırlar.
Üst bilincin nasıl iş gördüğünü anladığınızda Başarının şansa bağlı olmadığını fark edersiniz.
Bilinçaltının Yasaları
bilinçaltının yasaları sizin inançlarınızdan oluşur. Sadece kabul ettiğine ve izin verdiğine ulaşabilirsin. Bilinç izin verir. bilinçaltı kabul eder. bilinçaltı gücü mıknatıs gibi kendi inancına ve kendi realitesine uyan şeylerle rezonansa girer.
Paranın zor kazanıldığına inanıyorsanız önünüze parayı zor şartlarda kazanmanızı sağlayacak deneyimler gelir. Çünkü bilinçaltı inançlarınızı gerçekler. bilinçaltına yerleştirdiğiniz inançları değiştirdiğinizde her şey değişir.
Biz bilinç gücümüzü bir fikri kabul etmek için kullanırız bilinçaltımızı ise sonuçları kendimize çekmek için kullanırız. bilinçaltını bilgisayarın sabit diski gibi kabul edersek ekranda gördüklerimiz de yaşamınızın gerçekleridir.
Yaşamda deneyimler bilinçaltındaki inançların yansımasıdır. İnancınızı değiştirin yaşamınız değişsin. Bunun için düşündüğünüz şeyi değil bilinçaltınızda kayıtlı olan gerçek inancınızı değiştirmeniz gerekir.
bilinçaltımızın neye inandığını bilebilmek için sadece gerçeğe bakmanız gerekir. Gerçek yaşamımızın aynasıdır. İçsel inançları yansıtır. İnançları yeniden programlamak kişinin elindedir.
____________________________________________________________________________________________
Bilinçaltının Gücü
Bakış açılarımız, dünyayı ve kendimizi değerlendirme kriterlerimiz farklı Başınıza gelen bir olaya üzülüp hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz Bunu bir deneyim olarak görüp yeni öğrenim ve farkındalıklarınıza da odaklanabilirsiniz Seçim sizin… Çok gelişmiş bir bilgisayar saniyede 100 milyonun üzerinde işlem yapabiliyor Bu bilgisayarın 100 sene boyunca yapabileceğini bizim beynimiz 1 dakikada yapabilecek kapasiteye sahip Peki bu muazzam gücümüzün ne kadar farkındayız? Eğer farkındaysak ne yönde kullanıyoruz? Evimize, kendimize yeni bir eşya alırken onu; kalitesi, fiatı, işlevselliği gibi belirli kriterler bakımından imtihana tabi tutuyoruz Duygularımızın, düşüncelerimizin, davranışlarımızın kaynağı; bizi oluşturan her şeyi kontrol eden beynimiz hakkında neler biliyoruz? Zihnimizi temel olarak bilinç ve bilinçaltı olarak iki kısımda inceleyebiliriz Bilinçli zihnimiz zihnimizin rasyonel düşünen kısmıYani farkında olduğumuz düşüncelerimiz
Siz bu yazıyı okumaya karar verdiniz İşte bilinçli zihniniz şu anda çalışıyor Biraz sonra belki karnınız acıkacak Tarhana çorbası içmeye karar vereceksiniz Bu da bilinçli zihninizin bir tercihi Yapılan araştırmalara göre zihnimizin bu kısmı 5 ila 9 arası veri alabiliyor Bilinçaltımızı bir depoya benzetebiliriz Zihnimizin % 88lik bir kısmını oluşturuyor Beş duyumuz vasıtasıyla alınan her bilgi, yani bütün yaşamımız, bir kameraya çekilmiş gibi orada kayıtlı O uyku da uyumuyor 24 saat çalışıyor Nefes alışımızı, kalbimizin atışını, kan dolaşımımızı, sindirim sistemimizi; kısaca size ait olan her şeyi siz düşünmeden sizin için kontrol ediyor Bilinçaltı bu kadar gücüne karşın o kadar aptal ki, gerçekle gerçek olmayanı ayırt edemiyor Yani kör ve sağır Çünkü ona söylediğiniz her şeyi gerçek gibi algılıyor İşte biz bunu avantaj olarak kullanabiliriz Bilinçaltımızı kullanarak hayatımızı değiştirebilir, istediğimiz her şeye kavuşabiliriz Nereye gittiği belli olmayan bir arabanın kontrolünü elimize alabiliriz Hadi arka koltuktan direksiyona geçelim Arabayı istediğimiz yöne doğru sürelim
90’lı yılların başında bir bilim dergisi olan Research Qarterly’de yayınlanan çok ilginç bir araştırma var Bu araştırmada basketbol oynayan öğrenciler üç guruba ayrılıyorlar İlk gurup basketbol topunu fileye sokabilmek için 20 gün boyunca fiziksel antreman yapıyor Ter döküyor İkinci gurup hiçbir şey yapmıyor,yan gelip yatıyor Üçüncü gurupsa 20 gün boyunca her gün zihinse antreman yapıyor Yani zihinlerinde hayali olarak topu tutuyorlar, paslaşıyorlar, çok güzel atışlar yapıyorlar, terlediklerini hissediyorlar, inanılmaz güzellikte bir maç çıkararak seyircinin alkış seslerini duyuyorlar, maç bitiminde gelen tebrikleri kabul ediyorlar 20 günün sonunda her gün antreman yapan ilk gurubun performansında % 24‘lük bir artış oluyor Yan gelip yatan ikinci gurupta, beklenilebileceği gibi, hiçbir değişiklik yok Zihinsel antreman yapan üçüncü gurubun performansında da % 23’lük bir artış oluyor Dikkat edin! Topu ellerine bile değdirmeden hemen hemen ilk gurup kadar başarı sağlıyorlar Yani bilinçaltı beş duyunun etkili bir şekilde kullanıldığı ve canlı hayallerin kullanıldığı bir senaryonun sürekli tekrarlanmasıyla, aslında henüz gerçekleşmemiş şeyleri gerçekmiş gibi kabul etmeye başlıyor ve beyne bu sinyali gönderiyor Ne müthiş bir güç öyle değil mi? Maalesef korkularımız da bu yolla oluşuyor İnsanoğlunun doğuştan sahip olduğu iki temel korku var Düşme ve ses korkusu Kalan bütün korkularımızı süreç içerisinde öğreniyoruz… Nasıl mı? Hepimizin korktuğumuz şeylerle alakalı senaryolarımız var Bunlar olumsuz görüntüler, sesler ve hisler içeriyorlar Düşüncelerimiz kendilerini gerçekleştirme kehanetine sahiptirler… Çevremizdekilerin iyi yönlerini görürsek hep iyi insanlar, kötü yönlerini görürsek hep kötü insanlar çıkar karşımıza… Odaklandığınız şeyler yaşamınızın kalitesini belirler…
____________________________________________________________________________________________
Bilinç Altına Nasıl İnilir
Derin trans hali bilinçaltına inmemize ve onu uygun gördüğümüz şekilde programlamamıza olanak sağlar. Beynin aktif sol lobu, bilinçaltının kontrolünü elinde tutan pasif sağ lobuna erişme girişimlerini engeller. Bu durum kabloları tamir etmek için bir odanın ya da binanın elektriklerini kesmeye benzetilebilir. Beynin sağ lobu, bizim gerçeklikte ne istediğimizi açıkça ifade etmeye programlanmış olan bölümüdür.
Trans haline geçmek pratik çalışma gerektirir. Unutmayın ki her birimiz birbirinden farklı bireyleriz ve bazılarımız bunu yapmayı diğerlerinden daha kolay bulabilir. önemli olan azimli ve sabırlı olmaktır. Azim ve bağlılık burada herşey demektir.
1. Rahatça oturun. Uzanmayın çünkü uykuya dalabilirsiniz.
2. Altıya kadar sayana dek nefesi içinize çekin, altıya kadar sayana dek içinizde tutun ve sonra tekrar altıya kadar sayana dek nefesinizi verin. Bu nefes egzersizini, tamamiyle rahatladığınızı ve gevşediğinizi hissedene kadar yapın. ideal olanı, artık vücudunuzu hissetmediğiniz ana dek yapmaktır.
3. Karanlıkta bir merdivenden tutunarak aşağı doğru indiğinizi hayal edin. Merdiveni gözünüzde canlandırmayın, sadece kendinizi bu eylemi yaparken hayal edin. Nefes verirken, bir ya da iki basamak daha indiğinizi hissedin. Nefes alırken, tutunduğunuz basamakta sabit kaldığınızı hissedin.
4. Şimdi tutunduğunuz merdivenin gitmesine izin verin ve geriye doğru kendinizi serbest bırakın. Başınızın döndüğünü ya da zihninizin bulandığını hissederseniz, dikkatinizi vücudunuzun ön kısmına verin böylece bu durumdan kurtulabilirsiniz. Bu zihinsel düşme etkisi, derin bir rahatlama ve zihinsel dinginlik ile birleştiğinde, sizin trans haline girmenize neden olacaktır.
ihtiyacınız olan, zihninizin içinde mental bir düşme etkisi yaratmaktır. Bu durum, beynin dalga aktivite düzeyini, ayık düzeyden (Beta) uyku (Alpha) ya da derin uyku (Theta) düzeyine getirecektir. Beyin dalga aktivitesi düzeyiniz Alpha�ya ulaştığında, transa geçeceksiniz. Ağırlaşma hissine kapıldığınız anda, zihinsel düşüş egzersizini bırakın. Eğer merdiven hoşunuza gitmediyse, bir asansörde olduğunuzu hayal edin, ve nefes veririken aşağı doğru süzüldüğünüzü, nefes alırken de olduğunuz yerde kaldığınızı hissedin. Beyin dalga aktivite düzeyinizi düşürmek için zihinsel düşüş etkisi yaratmanız gerekmektedir.
5. Ne kadar sürerse sürsün bu egzersizi yapmaya devam edin. Trans haline geçmek için yapılan egzersizin süresi, kişinin derin rahatlama ve zihinsel dinginlik tecrübesine bağlı olarak değişkenlik gösterecektir.
Trans halindeyken : Herşey daha sessizleşir ve kendinizi sanki daha büyük bir yerdeymiş gibi hissedersiniz. Vücudunuzda çok hafif bir uğultu hissi oluşur. Herşey farklıdır. Bu tıpkı karanlıkta kafanızda mukavva bi kutuyla durmanız gibi hissettirir. Herşey donuklaşmaya ve hafifçe bulanıklaşmaya başlar. Herhangi keskin bir ses, trans halindeyken acı verici hale gelebilir.
6. Trans Halinden çıkmak için : El ve ayak parmaklarınızı hareket ettirmeye konsantre olun. Bir el veya ayak parmağınızı hareket ettirdiğinizde, ellerinizi gerdiğinizde, kollarınızı kıpırdattığınızda, veya kafanızı salladığınızda, ayağa kalkın ve birkaç dakika yürüyün.
Bu Egzersizin Faydaları
Psişik gücümüzü geliştirebilmek için, zihnimizi eğitmek zorundayız. Trans halindeyken, beyin dalgalarımız oldukça yavaşlar. Beynimizin iki lobu vardır : mantık/entelektüel maskülen sol lob ve yaratıcı/sezgisel feminen sağ lob. Sağ lob bilinçaltının bulunduğu yerdir. Burası, zihnin telkin ve programlamaya açık olan, ayrıca astral gücümüzün bulunduğu bölgesidir. Beynimizin sol lobu düşünmeyle meşgulse, sağ tarafa ulaşılamaz. Trans hali beynin sol tarafını kullanımdışı bırakır, ve böylece sağ tarafa ulaşarak bu kısmı (bilinçaltını) kontrol edebiliriz.
Derin bir trans haline geçebilmek çalışma gerektirir. Derin trans halleri her zaman gerekli değildir, fakat bazı özel çalışmalar için önemleri çok büyüktür. Bir kere zihnimize derin trans haline geçebilmeyi öğrettiğimiz zaman, bu gittikçe daha da kolaylaşacak ve bu konuda uzmanlaştıkça daha da az zaman alacaktır. Zihin kas gibidir, ve birçok insan için bu egzersiz, zihnin daha önce hiç ulaşılamamış bölümüne bir giriş olacaktır.
Trans halinden özellikle de derin trans halinden irkilerek çıkmamak gerçekten çok önemlidir. Bu yüzden yalnız olacağınız bir oda veya yerde bulunduğunuzdan ve telefonunuzun kapalı olduğundan emin olun. irkilmek ve yanlış şekilde trans halinden çıkmak durumunda kalmak aşırı derecede acı verici olabilir ve özellikle bu durumda enerji çalışması yapıyorsanız bu acı günlerce sürebilir.
Trans halindeyken duyulan herhangi bir sesin gerçekten acı verici olması çok normaldir. Bunun sebebi, bu durumdayken duyularımızın aşırı biçimde hassaslaşmasıdır.
Bu konuda uzmanlaşmış bir kişi, istediği anda sadece saniyeler içinde kendini derin bir trans haline sokabilir. Zihninizi çalıştırmak için her zaman derin bir trans haline girmek zorunda değilsiniz. Trans hali zihni eğitmek için kullanılır. Fakat çok önemli ve zorlu çalışmalarda, derin trans hali genellikle gereklidir
____________________________________________________________________________________________
6.HİSSİ GELİŞTİRME UYGULAMALARI
Bu sayfada sizlere,6.Hissinizi nasıl geliştirebileceğinizi anlatacağım.Ben kendim denedim ve ilk günden kendimi kahin falan sanmaya başladım.
(Gece uyumadan önce uyguluyoruz!!!)
Öncelikle boş bir kağıt ve kalem alarak;
-Ne hissediyorum? -Neye ihtiyacım var? -Hayattan ne istiyorum? şeklinde sorular sorun.
Sonrasında bu soruların cevaplarını diğer elinizle kağıda yazın.(Yazınız kargacık burgacık olsa da sorun değil.)Bunu yapınca,kendinize dahi itiraf edemeyeceğiniz şeyler dökeceksiniz kağıda...
Ardından,rahat bir yerde,bir yer oturun ve gözlerinizi kapatın.Tarihin değişmiş olduğunu hayal edin.Geleceği hissedin.Nasılsınız? Ne yapıyorsunuz? Mesleğiniz? Aileniz nasıl?Arkadaşlarınız,akrabalarınız ,bulunduğ unuz ortam?..Yalnız bunu yaparken,en önemli nokta düşünmemek,hissetmeye çalışmak.Yani,kesnlikle birşey düşünmeyin.Birtakım düşüncelerin,hiç beklemediğiniz bir anda aklınıza gelmesini bekleyin.Bilinçaltınız sanki size geleceğinizi izletiyormuş gibi.Bir film izler gibi.Siz düşünmüyorsunuz.Düşünceler kendiliğinden geliyor.
Son olarak,gerçekleşmesini istediğiniz arzularınızı yazın.Ama tüm detaylarıyla yazın.Çünkü yazma eylemi beyn tarafından emir olarak algınır ve beyin,amaçlar için çözüm yolu aramaya başlar.
Evet...Hepsi bu kadar!İşte bu çok basit ve pratik yöntemlerle,hayatınızda gerçekleşebilecek mucizelere inanamayabilirsiniz?
(Harvard Üniversitesi'nden mezun olan ünlü bir yazar,psikolog ve araştırmacı olan Marta Beck'in,ABD'de olaylar yaratan "Kendi Kutup Yıldızını Bulmak" isimli kitabından alınmıştır yazdıklarım.)
____________________________________________________________________________________________
HİPNOTERAPİ
Dalga Frekansı
Zihinsel Durum
Beta
14 - 40 Hz
Tamamen açık ve uyanık zihin
Genellikle sol beyin aktivitesi - Dışa dönük zihin
Aktif düşünme, soru çözme, konsantre olma
Alfa
8 - 13 Hz
Rahat ve gevşek
Genellikle sağ beyin aktivitesi – yaratıcı bilinçaltı
Gündüz düşü hali
Teta
4 - 7 Hz
Çok derin gevşeme- Alacakaranlık
Genellikle sağ beyin aktivitesi-derin bilinçaltı
Uykunun derin evreleri
Delta
0.5 - 3.5 Hz
Derin uyku ve dış dünyadan kopuş boyutu
Bilinçsiz bir huzur hali
Bedenin büyüme, yenilenme zamanı
Zihnin Beta durumunda, dikkat dışa yönelmiştir. Kişi düşünür, konuşur, planlar yapar, problem çözer.
Alfa dalgalarından başlayarak Teta ve Delta durumlarına doğru, giderek artan derinlikte içe dönüş başlar. Ne kadar içe dönülürse, o düzeyde bilinçaltına inilir. Beta ve Alfa dalgaları arası, bilinçaltına giriş aralığıdır.
Gözlerimizi kapatıp gevşediğimizde, beyin dalgalarımız Alfa frekansındadır. Yaratıcılığımız bu aşamada artar. Bilinçli zihnin kontrolü azalır.
Rüya görürken, meditasyon yaparken veya derin hipnozda, Teta zihin durumuna geçeriz. Tekrarlayan ses veya hareketler, bu süreci kolaylaştırır. Buna iyi bir örnek, küçük çocukların kucakta ninniyle sallanıp, önce hafif sonra derin bir uykuya dalmalarıdır.
Delta zihin durumu, tam uyku hali olup, beden bu evrede dinlenir, büyür, güzelleşir ve kendini yeniler.
Bilinçaltı, fiziksel gerçeklikle, hayal edilen bir görüntüyü ayıramaz. Beynin bu özelliğini, kendimizi tamamen kaptırdığımız bir filmin etkisiyle duygulanıp ağlarken veya korkarken deneyimleriz. Gerçek olmayan bir film sahnesi, kendini kaptırmış beynimizde, gerçek etkiler yaratır.
Bu durum hafif bir trans gerektirir. O nedenle, filmi izlerken dışarıdan bir uyaran gelmesini ve dikkatimizi dağıtmasını istemeyiz. Diğer yandan, ne denli konsantre olursak olalım, istediğimiz her an, filmden kopabilir, normal bilincimize geri dönebiliriz.
Hipnoterapi, dikkatle bir film izlerken girdiğimiz duruma benzer bir zihinsel durum yaratmayı ve o sırada, gerekli olumlu telkinleri vermeyi hedefler.
Klinik uygulamalarda, Alfa zihin durumu, istenen derinlik düzeyini sağlar. Eğitilmiş bir zihin, her koşulda, kolaylıkla gevşeme durumuna geçebilir.
Beynin limbik sistem adı verilen, duygusal ve hormonal merkezlerinin bulunduğu bölümünde, PET, MR ve SPECT gibi ileri görüntüleme teknikleri ile yapılan araştırmalar, hipnoterapi ile ilgili çarpıcı bulgular ortaya koymaktadır.
Beyin, fiziksel veya ruhsal bir tehlike algıladığında, kurtulmak için ‘savaş veya kaç’ yanıtını başlatır. Bu yanıt, adrenalin ve kortizon salgısına yol açar. Nefes yüzeyselleşir. Kalp hızlanır, kan basıncı yükselir. Vücut terler. Kanda şeker ve kan yağ oranları, midede asit salgısı artar. Bağışıklık sistemi zayıflar. Vücutta kızarıklıklar, şişlikler, ısı ve ağrı ortaya çıkar. Huzursuzluk hissedilir.
Hipnoterapi ise bunun tam tersi bir tablo yaratır. Terapistin hastanın zihnini, çeşitli imgelerle olumlu yönde yönlendirmesi sonucu, beynin limbik bölgesine giden kan akışı artar. Adrenalin ve kortizon yerine, huzur ve rahatlık duygusu veren doğal morfinler yani endorfinler salgılanır. Vücut, gevşeme haline geçer. Ağrı ve huzursuzluk duyguları azalır. Kan şekeri normalleşir. Kalp ritmi düzenli hale geçer. Nefes derindir. Kan basıncı düşer. Zihin rahatlar.
Hipnoterapi, ruhsal ve bedensel dinginliğin yanı sıra, vücudun kendisini yenilemesine de yardımcı olur.
Hipnoterapi’nin bilimsel olarak kanıtlanan klinik uygulama alanları:
Amerikan Sağlık Enstitüsü (NIH) raporuna göre hipnoterapi, baş ağrıları, TMJ (çene eklem ağrısı), İBS (irritabl kolon sendromu), kanser ağrılarının giderilmesinde etkilidir.
İngiliz Tıp Dergisi the British Medical Journal (BMJ) ise, hipnoterapinin, bilişsel tedaviyle bir bütün olarak sunulması halinde, kronik ağrılar, astım, barsak sorunları, anksiyete, panik bozukluk, uykusuzluk ve kemoterapinin ağrı, bulantı, kusma gibi yan etkilerinde yararlı olduğunu bildirmiştir.
Doğru hasta seçimiyle, doğru bir program çerçevesinde uygulandığı takdirde yararlı bir yöntem olan hipnoterapi konusunda en öncelikli olarak bilinmesi gereken konu şudur:
Hipnoterapi, kişinin kendisi ve yaşam hakkında edindiği yanlış ve zarar verici düşünce kalıplarını tek başına değiştiremez. Derin iç çatışmaları bilinç düzeyinde çözümlenmeden, hipnoterapiden kalıcı bir sonuç almak olanaksızdır.
Bu kalıpların gerçek anlamda değişimi ise ancak, kişinin kendi hayatını gözden geçirmesi, düşünme, okuma ve tartışma ile bilincini geliştirmesiyle mümkündür. Hipnoterapi bu süreçte, zihinsel ve bedensel rahatlama, dolayısıyla, öğrenilen bilgileri daha sağlıklı kullanma konusunda hastaya yarar sağlar.
Sık Sorulanlar:
Hipnoz sırasında uyuyup, kontrolümü kaybeder, istemeden sırlarımı verebilir miyim?
Hipnoz, bu temel yanılsamanın aksine, tümüyle uyanık olduğunuz ve odaklanmanızın arttığı bir zihin durumudur. Bilinciniz tümüyle yerindedir ve istediğiniz an transtan çıkabilirsiniz. Kontrol tümüyle sizdedir. İstemediğiniz hiçbir şeyi söylemez, istemediğiniz hiçbir davranışta bulunmazsınız.
Medyada hipnoz adı altında rastladığınız, kişilerin kontrolsüz tuhaf davranışlar sergilediği tabloların, tıbbi hipnoterapiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bunlar, doktor olmayan kişiler tarafından, ilgi çekme amacıyla düzenlenen sahne gösterileridir.
Sadece aptal insanlar hipnotize olur, ben olamam.
Hipnoterapi, zihnin odaklanmasını gerektirdiği için, bu yanılsamanın aksine, zeki ve konsantrasyon becerisi olan insanlar bu yöntemden daha çok yararlanırlar.
Hala aynı fikirde misiniz?
Hipnoza takılır, çıkamayabilir miyim?
Bu, isteseniz de olması imkânsız olan bir durumdur. Gün içinde hepimiz, defalarca hipnoza girer çıkarız. Dalıp gider, sonra kendimize geliriz. Yukarıda verdiğim, dikkatle izlenen film örneğini hatırlayınız!
Hipnoterapi, hekim gözetiminde bir seans olacağından, bu süreç çok daha düzenli bir biçimde akıp bitecektir. Arzu ettiğiniz her an, zaten bilinciniz açık olacağı için, konuşabilir, yerinizden kalkabilir ve seansa son verebilirsiniz.
Hipnozla hatırlamadığım bir şeyi hatırlamak, unutmak istediğim bir şeyi unutmak, hafızamın bir bölümünü silmek istiyorum. Bunlar mümkün müdür?
Hatırlamakta zorlandığımız bazı şeyleri hipnozla hatırlamak mümkün olmakla birlikte, hatırlananlar her zaman gerçek olmayabilir. Beynimizin, gerçekleri çarpıtarak yalancı anılar üretebildiği bilimsel olarak gösterilmiştir.
Birçok insanın başına geldiği gibi, bazen günlük hayatta, yaşamadığımız ama ailemizden veya başkalarından sıkça dinlediğimiz bir olayı, bir zaman sonra bizzat yaşadığımıza inanabiliriz. Beynin bu özelliği nedeniyle, hipnoterapi bir hafıza yapılandırma yöntemi olarak kullanılmamalıdır.
Hipnoterapiyle bir düşünce veya anının beyninizden silinmesi ise, tıbben mümkün değildir.
Hatırlamakta zorlanmak veya hafızamızdan bir şeyleri silmek arzusu, kabullenmekte zorlandığımız benliğimiz ve deneyimlerimizle ilgilidir. Bunların çözümü hipnoterapi ile olmaz. Gerçeklerle yüzleşmek, yanlış algıları değiştirmek ancak Holistik Ruh Sağlığı programı gibi bilişsel bir çalışmayla mümkündür. Hipnoterapi, bu süreçte, gerekli olduğu takdirde tedaviye eklenir.
Hipnoterapi, stres, panik atak, takıntı, depresyon, ağrı kontrolü, astım, migren, mide-barsak hastalıkları, kalp ve tansiyon sorunları gibi birçok ruh ve beden hastalığında, Holistik Ruhsal Sağlık programı kapsamı içinde uygulanabilecek, etkin bir destek tedavi yöntemidir
____________________________________________________________________________________________
Joseph Murphy - Bilinçaltının Gücü
DÜŞÜNCELERİNİZİ DEĞİŞTİRİRSENİZ, KADERİNİZİ DE DEĞİŞTİRİRSİNİZ…
ETKİ düşünceniz, TEPKİ ise bilinçaltınızın verdiği karşılıktır.
Bütün dilekleriniz gerçekleşecek diye bir kural yoktur. Herkes bunu bilir. Şüpheci kişiler, bunu duaların işe yaramadığına dair bir kanıt olarak yorumlarlar. Ancak göz ardı ettikleri bir nokta vardır:
Dileklerinizin karşılık bulabilmesi için bilimsel temeli net bir biçimde anlaşılarak etkin kullanılması gerekir. Ancak bundan sonra belirli bir isteğin neden etkin olmadığını anlayabilir ve onu daha etkin kılmak için pratik bir yöntem bulabiliriz.
Peki dileklerinizin istediğiniz gibi karşılık bulmadığını fark ederseniz, ne olur o zaman? İlk yapmanız gereken şey, böyle bir başarısızlığın temel nedenlerini anlamak olmalıdır. Bu nedenler güven eksikliği ve çok fazla çabadır. Birçok kişi, bilinçaltının işleyişini tam olarak anlayamaz ve dileklerinin gerçekleşmesine mani olur. Zihninizin nasıl çalıştığını bildiğinizde, büyük ölçüde güven kazanırsınız.
Unutmayın, bilinçaltınız ne zaman bir fikri kabul etse, hemen bunu uygulamaya başlar. Bunun için bütün önemli kaynaklarını ve potansiyellerini kullanır. Derin zihninizin bütün zihinsel ve spiritüel yasalarını harekete geçirir. Bu yasa iyi fikirler için geçerlidir, ancak kötü fikirler içinde geçerlidir. Sonuç olarak, eğer bilinçaltınızı olumsuz biçimde kullanırsanız, bu soruna, başarısızlığa ve karışıklığa neden olur. Yapıcı biçimde kullanırsanız kılavuzluk, özgürlük ve zihinsel huzur getirecektir.
Düşünceleriniz olumlu, yapıcı ve sevgi dolu olduğunda, doğru cevabı almanız kaçınılmazdır. Bu nedenle başarısızlığın, üstesinden gelmek için yapmanız gereken tek şey, bilinçaltınızın fikrinizi ya da isteğinizi kabul etmesini sağlamaktır. Siz bunun gerçekliğini kabul edin, zihninizin yasası gerisini halledecektir. İsteğinizi inançla, güvenle ve şüphesiz devredin; bilinçaltınız bu görevi devralacak ve size cevap verecektir.
Ne zaman bilinçaltınızı sizin için birşey yapmaya zorlamak isterseniz, başarısız olursunuz. İstediğiniz sonuçlar yaklaşmak yerine uzaklaşır. Bilinçaltınız zihinsel bir zorlamaya tepki vermez. İnancınıza ya da bilincinizin kabulüne tepki verir.
Sonuç elde etme konusundaki başarısızlığınız şu ifadelerden de kaynaklanabilir:
Herşey kötüye gidiyor
Asla karşılık alamayacağım
Çıkış yolu göremiyorum
Durum umutsuz
Ne yapacağımı bilmiyorum
Karmakarışık oldum
Bu tür ifadeler kullandığınızda, bilinçaltınız size karşılık vermez ve sizinle işbirliği yapmaz. Sürekli yerinde sayan bir asker gibi, ne ileri ne de geri gidersiniz. Başka bir deyişle, hiçbir yere gidemezsiniz.
Bir taksiye bindiğinizi ve taksiye bir sürü farklı yön söylediğinizi düşünün. Taksicinin kafası karmakarış olurdu herhalde, hatta sizi hiçbir yere götürmek istemeyebilirdi. Talimatlarınıza uymaya çalışsa da, bunu yapamayabilirdi. Sonunda kendinizi hiç kimsenin aklına gelmeyen bir yerde bulabilirdiniz.
Bilinçaltınızın müthiş güçleri ile çalışırken de aynı şey geçerlidir. Kafanızda net bir fikir olmalıdır. Bir çıkış yolu olduğuna, bir çözümün bulunacağına inanmalısınız. Yanlızca bilinçaltınızdaki Sınırsız Zeka cevabı bilir. Bilincinizdeki net karara vardığınızda, aklınızı başınıza toplarsınız ve neye inanırsanız onu yaşarsınız.
RAHATLIK İŞİ ÇÖZER
Çok soğuk bir havada kalorifer ocağı bozulan ev sahibi tamirci çağırmıştı. Tamirci hemen geldi. Yarım saat içinde ocak yeniden çalışıyordu. Tamirci ev sahibine 200 dolarlık bir fatura çıkardı.
“Ne!” diye bağırdı ev sahibi öfkeyle. “Ne kadar uğraştın ki! Tek yaptığın küçük bir parçayı değiştirmekti, beş dolardan fazla etmeyecek bir alet için ne hakla benden 200 dolar istersin?”
Tamirci omuz silkti: “Ben parça için sadece iki dolar istedim. Fiyatı bu kadardı”
Ev sahibi elindeki faturayı salladı. “İki dolar mı?” diye bağırdı. “Burada 200 dolar yazıyor!”
“Doğru” dedi tamirci. “Neyin bozuk olduğunu ve bunun nasıl onarılacağını bilmenin değeri 198 dolar”
Bilinçaltınız usta, herşeyi bilen bir tamirci. Vücudunuzdaki her organın nasıl çalıştığını ve nasıl iyileştirileceğini bilir. Sağlık komutu verirseniz, bilinçaltınız bunu yerine getirecektir. Burada anahtar, gevşemedir. “Rahatlık işi çözer”.
Ayrıntılara ve sıkıntılara saplanıp kalmayın. Sonucun ne olacağını bilin. İster sağlıkla, ister parayla, ister ilişkilerle ilgili olsun, sorunun çözümünün mutluluğunu hissedin. Ciddi bir hastalıktan kurtulduktan sonra ne hissettiğinizi hatırlayın. Hislerinizin, bilinçaltının faaliyetinin mihenk taşı olduğunu unutmayın. Yeni fikrinizin sonuçlarını hissetmeli, bunu gelecekte hayata geçecek değil, şu anda hayata geçmekte olan birşey gibi görmelisiniz.
İRADE GÜCÜNÜ DEĞİL, HAYAL GÜCÜNÜ KULLANIN
Bilinçaltının güçlerini kullanmak, bir engeli itmeye çalışmaya benzemez. Daha çok çalışmak daha iyi sonuçlar doğurmaz. İrade gücünü kullanmayın. Bunun yerine, sonu ve bunun yaratacağı özgürlük halini gözünüzde canlandırın. Zekanızın araya girmeye, sorunu çözmek için yollar bulmaya ve bu yolları bilinçaltınıza empoze etmeye çalışacağını göreceksiniz.
Buna direnç gösterin. Entelektüel sorun çözme becerilerinizi bir kenara bırakın. Basit, çocuksu, mucizeler yaratan bir inancı korumaya çalışın. Gözünüzde, bu rahatsızlıktan ya da sorundan kurtulmuş halinizi canlandırın. Peşinde olduğunuz özgürlük durumunun duygusal hazzını hayal edin. Her türlü bürokrasiyi süreçten çıkartın. En iyi yol, basit yoldur.
DİSİPLİNLİ BİR İMGELEME NASIL HARİKALAR YARATIR?
Bilinçaltından karşılık almanın en iyi yolllarından biri disiplinli ya da bilimsel hayal gücüdür. Bilinçaltı vücudun mimarı ve inşaatçısıdır. Bütün hayati fonksiyonlarınızı kontrol eder.
İnanmak, birşeyi doğru kabul etmek, o varmış gibi yaşamaktır. Bu ruh halini koruduğunuz sürece, dileklerinizin gerçekleşeceğine tanık olmanın keyfini yaşarsınız. Bir dileğin gerçekleşmesi için 3 aşamaya ihtiyaç vardır:
Sorunu fark etmek ya da kabul etmek
Sorunu, en iyi çözümü ya da çıkış yolunu bilen bilinçaltına devretmek
Gerçekleştiğine derinden inanarak huzur bulmak
Kuşkular ve tereddütler dileğinizin gerçekleşmesini engeller. Kendi kendinize, “keşke iyileşebilseydim” ya da “umarım işe yarar” demeyin. Yapılacak iş hakkındaki duygunuz, gidişatı belirler. Uyum sizindir. Sağlığında sizin olacağını bilin.
Bilinçaltının sınırsız iyileştirici gücü için araç olarak etkin hale gelebilirsiniz. Sağlık fikrini tam bir inançla bilinçaltınıza devredin; sonra gevşeyin. Kendinizi onun gücüne bırakın. Duruma ve koşullara, “bu da geçecek” deyin. Gevşeme ve inanç yoluyla, bilinçaltınızı aşılayın. Bu fikrin altındaki kinetik enerjinin devreye girmesini ve fikri hayata geçirmesini sağlayacaktır.
ZORLAMA TERS ETKİ YAPAR
Emile Coue konferansları sayesinde ABD’de pek çok hayran ve takipçi kazanan önemli bir psikologdur. En önemli görüşlerinden biri şudur:
Arzularınızla hayal gücünüz çatıştığında, kazanan kaçınılmaz olarak hayal gücünüz olur.
Buna ters etki yasası adını veriyordu.
Yerde duran dar bir tahtanın üzerinde yürümeniz gerektiğini düşünün. Bunu hiç kuşkusuz kolayca yaparsınız. Bir de aynı tahtanın yerden beş metre yukarıda ve iki duvar arasına asılmış olduğunu düşünün. Üzerinde yürür müsünüz? Yürüyebilir miydiniz?
Herhalde hayır. Tahta boyunca yürüme arzunuz, hayal gücünüzle çatışırdı. Tahtanın üzerinde yalpaladığınızı ve baş aşağı düştüğünüzü hayal ederdiniz. Yürümeyi çok isterdiniz, ama düşme korkunuz size engel olurdu. Hayal gücünüzün üstesinden gelmek ve bunu bastırmak için çaba sarf ettikçe, düşme fikri daha güçlü hale gelirdi.
“Başarısızlığımın üstesinden gelmek için irade gücümü kullanacağım” düşüncesi, başarısızlık düşüncesini güçlendirir. Zihinsel çaba, istenen şeyin tersini yaratarak kişinin kendi yenilgisine neden olur. İrade gücünü arttırmak üzerinde yoğunlaşmak, güçsüzlük durumunu vurgulamaktadır. Bu yeşil bir hipopotamı düşünmemek için elinizden gelen herşeyi yapmaya karar vermeniz gibidir. Karar, yeşil hipo fikrini zihninde baskın hale getirir; bilinçaltı baskın fikre her zaman daha fazla tepki verir. Bilinçaltınız, çelişen iki önermeden daha güçlü olanı kabul edecektir.
Kendinizi şunları düşünürken bulabilirsiniz:
İyileşmek istiyorum. Neden iyileşemiyorum?
Çok uğraşıyorum, neden sonuç alamıyorum?
Kendimi daha fazla zorlamalıyım
Sahip olduğum bütün irade gücünü kullanmalıyım.
Hatanızın nerede olduğunu görmelisiniz. Çok fazla uğraşıyorsunuz! İrade gücünüzü kullanarak bilinçaltınızı fikrinizi kabul etmeye zorlamayın. Bu tür girişimler sizi başarızlığa mahkum eder. Bu durumda dilekleriniz ters tepebilir. Çaba sarf etmediğiniz bir yol daha iyidir.
Daha önce başınıza böyle birşey geldi mi? Bir sınava girmek zorundasınız. Ders çalışarak ve konuları gözden geçirerek çok zaman harcadınız. Herşeyi çok iyi bildiğinizi hissediyorsunuz. Ancak boş sınav kağıdıyla yüz yüze geldiğinizde, zihninizin daha boş olduğunu fark ediyorsunuz. Bütün bildikleriniz kafanızdan uçup gitmiş. Aklınıza konuyla ilgili tek birşey gelmiyor. Dişlerinizi sıkıyor, iradenizin tüm gücünü topluyorsunuz; ama siz çaba sarf ettikçe, bilgiler daha da uzaklaşıyor sanki.
Hayal kırıklığına uğramış bir halde sınav salonundan çıkıyorsunuz. Zihinsel baskı sona eriyor. Birkaç dakika önce umutsuzca bulmaya çalıştığınız cevaplar birden zihninize hücum ediyor. Kendinize konuları bildiğinizi söylemiştiniz, biliyordunuz da; ama ihtiyaç duyduğunuz anda değil. Hatanız, kendinizi hatırlamaya zorlamanızdı. Aksi etki yasası gereği bu sizi başarıya değil, başarısızlığa sürükledi. Dualarınızın tersiyle karşılaştınız.
ARZULARIN HAYAL GÜCÜYLE ÇATIŞMASI NASIL ÖNLENİR
Zihinsel güç ya da irade gücü kullanmak, karşıtlığın olacağını varsaymaktır. Ancak karşıtlığı hayal etme eylemi, karşıtlığı yaratır. Eğer dikkatinizi arzunuza kavuşmanızı önleyen engeller üzerinde yoğunlaştırırsanız, bu arzuya kavuşmanızı sağlayacak unsurlar üzerinde yoğunlaşması mümkün olmaz.
Herhangi bir fikir, arzu ya da zihinsel imge konusunda bilinç ve bilinçaltınız uyum içinde ya da anlaşma halinde olmalıdır. Zihninizin farklı bölümleri arasında çatışma kalmadığında, dileklerinizin karşılaştığını görürsünüz. Siz ve duygularınız, düşünceniz ve duygunuz, fikriniz ve duygunuz, arzunuz ve hayal gücünüz arasında da anlaşma olmalıdır.
Bütün çabayı minimuma indiren, uyku haline geçerek, arzularınızla hayal gücünüz arasındaki bütün çatışmalardan kaçınabilirsiniz. Uyku halindeyken, bilinç büyük ölçüde geri çekilir. Bilinçaltınızı aşılamak için en uygun zaman, uykudan hemen öncesi ve sonrasıdır. Bunun nedeni bilinçaltının en üst düzeyde performansını uykudan hemen önce ve uyandıktan hemen sonra gerçekleştirmesidir. Bu aşamada arzularınızı etkisiz hale getiren ve bilinçaltı tarafından kabulünü engelleyen olumsuz düşünce ve imgeler kendini göstermemektedir. Yerine gelen arzunun gerçekliğini hayal ettiğinizde ve başarının heyecanını hissettiğinizde, bilinçaltınız arzunuzun hayata geçmesini sağlar.
Pek çok kişi ikilemlerinive sorunlarını, kontrollü, yönlendirilmiş ve disiplinli hayal gücü sayesinde çözer. Doğru olduğunu hayal ettikleri ve hissettikleri herşeyin hayata geçeceğin, geçmek zorunda olduğunu bilirler.
Shara adındaki genç kadın bana geldiğinde, umutsuzluğun eşiğindeydi. Sürekli ertelenen ve sonu görünmeyen, uzun, karmaşık bir davayla uğraşıyordu. En büyük arzusu, bu davanın uyum içinde bir çözüme kavuşmasıydı. Ancak zihni başarısızlık, kayıp, iflas, yoksulluk imgeleriyle doluydu. Böylece Shara’nın hayal gücü arzusuna üstün geliyor ve dava uzuyor da uzuyordu.
Benim önerim üzerine, Shara her gece yatmadan önce sorun için en iyi olası sonu hayal etmeye başladı. Elinden geldiğince iyiyi düşünüyordu. Zihnindeki imgenin yüreğinin arzusuyla uyuşması gerektiğini biliyordu.
Yavaş yavaş uykuya geçerken, davanın halledilmesinin ardından avukatla yapacağı olası görüşmeyi hayal ediyordu. Sonuç hakkında ona sorular sorduğunu ve onun açıklamalarını dinlediğini duyuyordu. Avukat tekrar tekrar aynı şeyi söylüyordu “Dava mahkeme dışında haloldu. Mükemmel, ve son derece uyumlu biz çözüm yolu bulundu”.
Gün boyunca, korku dolu düşünceler aklına geldiğinde, Shara zihninde avukatla yapacağı görüşmeyi, sözleri ve mimikleriyle canlandırıyordu. Avukatın gülümsemesini, davranışlarını, sesinin tonunu, kullandığı belirli sözcükleri hayal ediyordu. Bunu öyle sık ve öyle büyük bir inançla yapıyordu ki, korkularını daha bunlar zihninde toplanma girişiminde bulunmadan yenmeye başladı.
Birkaç hafta sonra, avukatı onu aradı. Shara’nın hayal ettiği ve doğru olduğunu hissettiği şeyi doğruladı. Dava halolmuş ve Shara’nın uyumlu kabul edebileceği bir çözüm bulunmuştu.
HATIRLAMAYA DEĞER FİKİRLER
Zihinsel zorlama ve aşırı çaba, endişe ve korkuyu göstererek dileklerinizin karşılığını almanızı engeller. Rahatlık işi çözer.
Zihniniz gevşediğinde ve bir fikri kabul ettiğinizde, bilinçaltınız bu fikri hayata geçirmek için işe koyulur.
Geleneksel yöntemlerden bağımsız düşünün ve plan yapın. Her sorunun bir cevabı ve çözümü olduğunu bilin.
Kalbinizin atışı, ciğerlerinizin soluk alışı ya da vücudunuzdaki herhangi bir organın fonksiyonları ile gereğinden fazla ilgilenmeyin. Bilinçaltınıza güvenin ve sık sık ilahi doğru eylemin gerçekleşmekte olduğunu ifade edin.
Sağlık duygusu sağlığı, zenginlik duygusu zenginliği doğurur. Siz ne hissediyorsunuz?
Hayal gücü en büyük yeteneğinizdir. Güzel ve iyi olanı hayal edin. Siz hayal ettiğiniz kişisiniz.
Uyku halinde, bilinç ve bilinçaltınız arasındaki çatışmalardan kaçının. Yine uyumadan önce, arzunuzun gerçekleştiğini tekrar tekrar hayal edin. Huzur içinde uyuyup keyifli uyanın.
Olumlama, öyle olduğunu söylemektir. Zihnin bu tutumunu doğru kabul ettiğiniz sürece, bunun aksi yönündeki bütün etkenlerden bağımsız olarak, dileklerinizin gerçekleştiğini görürsünüz.
____________________________________________________________________________________________
Joseph Murphy - Bilinçaltının Gücü
1. HERŞEY DÜŞÜNCEDE BAŞLAR :
Kendimiz için yarattığımız dünyadan hoşlanmıyorsak, hoşlanabileceğimiz yeni olaylar başlatabilecek bir dünya yaratma hakkı bize verilmiştir. Düşünce hem yönetici hem üreticidir. Hayatın erkek boyutu, hepimizin içindeki bilinçli ve yönetici düşüncedir. Dişi boyutu ise bilinçaltından gelen alıcı ve yaratıcı yollardır.
2. KENDİNİ YÖNETMENİN YOLU :
Bilinçaltı, bedenin yapıcısı olarak bilinir. Bedenin fonksiyonlarının otomatik olarak yürümesini sağlar. Bilinç emirleri verir, bilinçaltı da uygular. Bilinç; bilinçaltına direktifler verir. Bilinçaltı yalnızca emirler alıp bunları mantıki kıyaslamayla ( kurala dayalı çıkarımla ) yargılayarak yerine getirdiği için gönüllü hizmetkar adını alır. İnsanlar, gereksiz sınırlamaları kabul ederek kendilerini hipnotize ederler. İnsanlar kendileri için kurallar, yasalar koyuyorlar, sonrada bunların esiri olup mutsuz oluyorlar.
3. İSTE VE SAHİP OL :
Aklımızdan geçen şeyler ergeç ortaya çıkar. Bilinçli olarak düşünülen her düşünce, bilinçaltını etkiler ve bu etki, düşüncedeki güç ve arzunun derecesine bağlı olarak eyleme dönüşür. Bilinçli olarak yeni bir hayata başlamaya karar versek de bilinçaltına yeni düşünce biçimimizi işlemedikçe o, bir hafta, bir ay, bir yıl önce verdiğimiz emirleri yerine getirmeyi sürdürür.
4. KENDİNİZ OLMA CESARETİNİ GÖSTERİN :
İnsan kendisini küçümser ve sürekli başkalarıyla karşılaştırır.Yalnız bir insan dünyada ne yapabilir.? Çok şey. Büyük işler başarabilir. İnsan bilinçli olarak düşünebildiği, güvenle beklediği ve mümkün olduğuna inandığı her şeyi yapabilir. Evren sınır koymaz; biz inançlarımızla sınırlarız kendimizi. Bir insan kendini arıyorsa kaybettiği yere bakmalıdır. Acaba hiç tanımış mıdır kendisini? Hayatımıza hakim olmanın yolu bilincimizi kullanmaktan geçer. Yönetimi yürüten bilinçtir. Deneyimlemek istediğimiz şeylerin kalıbını hazırlayarak düşünce çeşitlerini seçiyoruz. Bilinç, hayatla nasıl ilişki kuracağımıza karar verir, ifade yollarını seçer.
5. AMAÇLARA ULAŞMAK İÇİN BEŞ İLKE :
İnançla başlayıp başarıyla son bulan beş basamak şöyle sıralanabilir:
1. Kendiniz için ideal zihinsel imajı belirleyin.
2. Çaba göstermeden, yalnızca inanmak hiçbir işe yaramaz.
3. Düşüncelerinizi kendinize saklayın.
4. Esnek olun; gerekirse plan değişikliği yapın.
5. Gözlerinizi hedeften ayırmayın, işi yarı yolda bırakmayın.
6. SINIRSIZ FİKİR KAYNAĞINI KULLANMA :
Hepimizin içinde, derinlerde yüzyılların bilgeliği yatar. Asla tüketilemeyecek, sonsuz bir yaratıcı fikirler kaynağı saklıdır içimizde. Yaratıcılığı geliştirmek için dört kural :
1. Düşüncelerinizi bir noktada yoğunlaştırın.
2. Derinlemesine düşünmek aceleye gelmez.
3. Fikirler geldiğinde hazır olun .
4. Şimdi fikirlerinizi kullanmaya hazırsınız.
7. YARATICI İMGELEMENİN GÜCÜ :
Yaratıcı imgelemeyi anlayarak ve uygulayarak tüm hayatınızı yeniden düzenleyebilirsiniz. Yaratıcı imgeleme sayesinde kişinin kendisiyle ve yaşadığı dünya ile ilgili inancını, dolayısıyla bu inancın ürünlerini değiştirmek mümkündür. Yaratıcı imgeleme ısrarla kullanılırsa, fikrin olduğu her yerde başarı da vardır. Hepimiz mucit olamayız. Fakat yaratıcı imgeleme bir çok yerde, hayatın basit şeylerinde de kullanılabilir.
8. KENDİNE GÜVEN NASIL OLUŞTURULUR :
Hepimiz kendine güvenin gerekliliğini biliyoruz. Bugün bir çok kulüp, dernek, birlik faaliyet göstermekte. Bunların hepsi bireyin güven duygusunu geliştirmek ihtiyacından kaynaklanıyor. Kişinin kendine güvenini yitirmesine neden olan korkulardan biri başarısızlık korkusudur. Her insan başarılı olmak ister. Onaylanmama korkusu ise yalnızca çocuklara ait bir sorun değildir; her yaşta insan bu korkuyu yaşayabilir. İşte, evde, okulda, nerede olursa olsun yaptığımız her şeyde hayatı, ifade ettiğimizi ve bu hayatın sonsuz ve mükemmel olduğunu anlamalıyız. İfade ettiğimiz bu hayat tüm hayatla birdir; bundan dolayı insanla Tanrı arasında veya insanla insan arasında ayrım yoktur.
9. İLK ADIM KARAR VERMEK :
Bilinçaltı sürekli olarak bilinçten gelen emirleri yerine getirir. Bilinçaltı, bilinç tarafından inanılan her emre yanıt verir. Kararsızlık olursa, her dakika fikir değiştirilirse, bilinçaltı karmaşaya düşer. Kesin kararlar vermeyi öğrenmeliyiz. İnsana seçme hakkı verilmiştir. Kullanıp kullanmamak kendisine bağlıdır. Unuttuğumuz bir ismi hatırlamak için kendimizi zorladıkça işimiz daha da güçleşir; bir an için rahatlayıp gevşersek birden hatırlayıveririz. Karar verirken de aynı şey geçerlidir.
10. KENDİNİ YÖNETME REFAH GETİRİR :
Her insanın kendine has bir refah, zenginlik ölçüsü vardır. Bu yüzden, para kazanmak refah bilincinin yan ürünlerinden biri olmasına rağmen, refah sahibi olmak ilahi büyük bir servete sahip olmak demek değildir. Gerçek refah içsel hakimiyetle başlar ki bu yaşamın har alanında zenginlik getirir. Para pis bir sözcük değildir. Kötü olan para değildir. Para zenginliğin kanıtıdır, takas için kullandığımız semboldür. İhtiyaç duyduğumuz şeyleri takas etmek yerine para kullanıyoruz. Demek ki para kötü dersek giyecekler, yiyecekler, yaşadığımız ev de kötü demektir. Kötü olan parayı çok fazla sevmek onu tüm iyiliklerin kaynağından önde tutmaktır. Ekonomik sistemi yermek kimseyi bir yere ulaştırmaz. Neye direnirseniz o da size direnir. Fikir birliğine varırsak hayata uyum sağlarız. Sevgi ve zenginlik birbirini tamamlar.
11. İŞLER KÖTÜ GİTTİĞİNDE NE YAPMALI
Hepimizin hayatında her şeyin kötüye gittiği zamanlar vardır; planlar ters gider, umutla beklenen kararlar gerçekleşmez, hastalık ve kazalar günlük hayatın akışını aksatır. Böyle zamanlarda hepimiz dayanacak bir şeyler ararız, güvenebileceğimiz iç kaynaklar bulmaya çalışırız. İşler ters gittiğinde gerçeği kanıtlama ve hayatımızdaki gücü gösterme fırsatına sahip oluruz. Var olan koşullara neyin neden olduğu gerçekten önemli değil. Samanlık yanıyorsa yangını neyin başlattığının ne önemi var. Sorulması gereken soru “Yangını söndürmek için ne yapmalıyım” olmalı. İnandığımız, kabullendiğimiz ve güvenle beklediğimiz her şeye sahip oluruz. Bu hayat tarafından doldurulmak üzere elimizde tuttuğumuz kalıptır. Bu büyük yaşam yasasını açıklamanın bir çok yolu var. Bu ektiğini biçmek, neden-sonuç ve benzer benzerini çeker yasaları olarak da adlandırılabilir.
12. ZAMANIN EFENDİSİ OLUN :
Zaman insanların sonsuzluk ölçüsüdür. Şimdiye kadar zamanla ilgili doğal olarak kabul ettiğimiz her şey insan düşüncesinin ürünüdür; görecelidir. Bilinçaltının düşündüğümüz gibi bir zaman kavramı yoktur. Hayatımızı yönetmesine izin verdiğimiz zaman programları kendi düşüncemizin ürünüdür. Evrensel bilinçaltında zaman ve yer yoktur. Bilinçaltı geçmiş veya gelecek diye bir şey bilmez. Hep şimdiki zamanda çalışır. Özne zihin denen bilinçaltı tamamıyla bilince bağlıdır. Tek akıl vardır; o da Düşüncenin evrensel havuzunun bireysel kullanımıdır. Bilinçaltına emirler verirken, onun zaman ve yerden habersiz olduğunu hatırlayalım. Onu koşullandıran bizleriz.
13. İYİ BİR BELLEK İÇİN DÖRT İLKE :
1) Dur-Bak-Dinle
2) Öğrenme süreci fikirlerin birleştirilmesine bağlıdır.
3) Sizin için çalışmasını istiyorsanız belleğinize güvenin.
4) Kendini yönetme, kesin sonuçlar getiren kesin bir eylemdir.
Net bir belleğe yaklaşımımızda dikkatsiz hiçbir şey olmamalı. Bizi etkileyen şeyler kolayca hatırlanır. Dikkat edersek, bilinçaltına kesin direktif verirsek, hatırlamak istediğimiz her şeyi hatırlarız. İyi bellek denen, çağırılmayı bekleyen bilgiyi hatırlama yeteneğine her yaşta sahip olunabilir.
14. SAKİNLEŞTİRİCİ HAPLAR ALMADAN RAHATLAMA :
Bugün çoğu televizyon reklamı, rahatlama veya gerilimden kurtulma ile ilgilidir. İnsan reklamlara inansa, gerilimden kaynaklanan başağrılarının ancak ilaçlarla yok edilebilecek kaçınılmaz bir dert olduğu sonucuna varırdı. İşyerinde yoğun bir günden sonra kendini tükenmiş hisseden bir çok insan bir bara koşturur ya da birkaç kadeh içki içmek için aceleyle eve gider; bunun kendilerini rahatlatacağını düşünürler. Fakat içki uyarıcıdır. Önce uyarır sonra aptallaştırır. Hepimiz hayatın dış kenarında çok hızlı hareket etmenin sonucu olan karmaşanın esaretine düşeriz sonra içimize dönmek, sakinleşmek ve asla karmaşaya düşmeyen, acele içinde olamayan ve rahatsız olmayan iç huzurunu yaşamak isteriz. Bu var oluşumuzun gerçeğidir. Onu anlamamızı bekler yalnızca.
15. ENDİŞELENMEYİ BIRAK, YAŞAMAYA BAK :
Endişe, zihinden dolaşan ince bir korku akıntısıdır, ne kadar uzun süre akarsa o kadar derin izler bırakır. Endişe her bakımdan bir sorun yaratıcıdır. Endişenin üstesinden gelmenin ilk adımı,endişenin hiçbir şey kazandırmadığını, sahibine zarar verdiğini en büyük arzularımızın gerçekleşmesine engel olduğunu, uzun vadede hayatımıza olumsuz etkileri olacağını kabul etmektir. Bu gerçekleri kabul ettik mi endişe alışkanlığından kurtulmanın gerekliliğini anlamaya başlarız.
16. KORKU SİZİ YENMESİN, SİZ KORKUYU YENİN ! :
Korku insanlığın bir numaralı düşmanıdır. Korku bir duygudur. Makul veya akılcı değildir. Her zaman için korkulacak bir şey vardır ve bu şey hakkında gerçek olmayan duygular geliştiririz. Düşmanınızın kim ya da ne olduğu hiç önemli değil, onun en güçlü silahı sizin korkunuzdur. Bu düşmandan korkmaya başladığınız an sizden güçlü duruma geçer. “Korkaklar bin kez ölür” derler. Her korku küçük bir ölümdür. Temelde her korku bir ölüm korkusudur. Ölümden korkmaktan kurtulursak hayatla korkusuzca yüz yüze gelebiliriz. Ölüme “son düşman” denir; aslında o yenmemiz gereken ilk düşmandır.
17. EVET, SİGARAYI BIRAKABİLİRSİNİZ ! :
Yapıcı ve yıkıcı alışkanlıklar vardır. Bilinçaltı ince eleyip sık dokumaz. Asla yargıda bulunmaz. Verdiğimiz emirleri harfi harfine yerine getirir. Biz emirleri veririz, bilinçaltı yerine getirmek için çalışır. Evet sigarayı bırakabilirsiniz; diğer herhangi bir alışkanlığınızı da yenebilirsiniz. Bu tamamen bilinçaltına verdiğiniz direktiflere bağlıdır. Kişi sigaradan kurtulmak istediğinde, bunun gerçekleşmesi için gerekli her şey yapılacaktır.
18. UYKUSUZLUK HASTALIĞINI YENEBİLİRSİNİZ ! :
Herhangi bir şeye dikkati yöneltmenin zihni uyanık tuttuğu bulunmuş; çoğu zaman uykun içinde geçerli bu. Uykunun mutlaka gerekli olmadığına, bedenimizin uyumadan da ihtiyacı olan dinlenmeyi sağlayabileceğine ikna olursak bizi uyumaktan alıkoyan endişenin hakkından gelebiliriz. Aklın kendini yönetme gücü sayesinde, sonuç olarak bilinçaltının uyku fonksiyonuyla ilgilenmesini sağlayan emirleri zihninize verebilirsiniz. Bir daha uyanık olarak yatakta yattığınızda kendi kendinize şunları söyleyin. “Şimdi uyuyacağım-Tüm bedenim gevşemiş durumda. Aklım dingin. Ben huzurluyum. Şimdi uykuya hazırım.”
19. CESARETSİZLİĞİN ÇARESİ :
Hepimiz ara sıra cesaretimizi yitiririz. Hayatın gerekli bir parçası olmamasına rağmen kimse ona karşı bağışıklı değildir. Cesaretini yitiren insan yalnız olmadığını, herkesin şu yada bu şekilde düş kırıklığına uğradığını anlamalıdır. Cesaretinizi yitirdiğinizi hissettiğiniz an, oturun ve önünüze bir parça kağıt koyun. Özel bir probleminiz varsa tüm ayrıntılarıyla kağıdın bir yüzüne yazın. Sonra, öbür yüzüne mümkün olan tüm çözümleri yazın. Sonra, başka bir kağıt alın ve hayatınızdaki cesaret verici her şeyi yazın. Kazançlarınız, arkadaşlarınız, yetenekleriniz v.s. Artık bitti deyinceye kadar yazın bunları kağıda. Hayatınızdaki cesaret kırıcı şeylerin tümünü de kağıdın öbür yüzüne yazın. Hepsini boşaltın. Bunu yaptıktan sonra, cesaret kırıcı şeyleri sıraladığınız taraftakileri birer birer çizin ve “Bununla işim bitti. Hakkımdaki gerçek bu değil” deyin. Şimdi tüm dikkatinizi hayatınızdaki cesaret verici şeylere yoğunlaştırın. Dikkatimizi verdiğimiz şeyler gelişir, büyür. Dikkatimizi iyiye, olumluya ve doğruya yöneltirsek yaşadıklarımız bunlar olur.
20. KENDİNİ İYİ YÖNETME, SÜREKLİ HUZURDUR :
Her erkeğin ve kadının amacı olan gerçek huzur bir sükunet halidir; rahatsızlık endişe, sıkıntı ve heyecanlardan sıyrılmaktır; hayat ve çevremizdekilerle uyum içinde olmaktır. Yaratıcı olmak için hayatla uzlaşmak gerekir. Her durumda dayanabileceğimiz iyi bir şey bulalım. Eski düşman direnci saf dışı etmenin en iyi yoludur bu. Her durumda olumlu karşılık vermeye çalışın. İyiyi bulun. Eleştiri veya suçlamada bulunmayın Bu yöntemi bir hafta kadar deneyin; sonunda yaratıcılığa giden yolu bulduğunuzu göreceksiniz.
SONUÇ :
A. KİTABIN ANA FİKRİ :
Evrenin en büyük gücüne sahibiz. Bu güç düşüncedir. Yaşamımızı yöneten şey aslında düşünme biçimimizdir. Psikojenez (düşünce+başlangıç) “her şey düşüncede başlar” demektir. Her birimiz evrensel zeka’nın birer fikri ürünüyüz. İster hoşlanalım ister hoşlanmayalım yaşadığımız dünya zihinsel bir dünyadır. Düşünce sonsuzdur. Düşüncenin insan beyniyle sınırlı olduğunu düşünmek bizi yanıltır. İnsan evrensel akılla birlikte kendi hayatını yaratır.
B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :
Düşünme biçimimiz bizi başarıdan başarıya ya da tam bir başarısızlığa götürebilir, bize sevgi ve mutluluk ya da yalnızlık ve sefil bir yaşam verebilir.
C. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
İnsanın önünde gerçekten yeni bir ufuk açan bu kitapta Evrensel Akıl’ın bilgeliğini kullanabilmemizi sağlayacak,benliği sınırlayan düşünce kalıplarını ortadan kaldıracak, başarısızlığı olağanüstü bir başarıya dönüştürecek bilgiyi ortak bilinçten nasıl elde edebileceğimiz öğretiliyor. Yazar söz ettiği prensiplerin geçerliliğini kanıtlamış bir uzman olarak, yanılmaz bir otoriteyle insanın mucizevi gerçeğini gözler önüne seriyor. Evet hayatımızı, geleceğimizi düşüncelerimizle yaratıyoruz.
____________________________________________________________________________________________
Psikolojide Yaklaşımlar (Ekoller-Kuramlar)
Hümanist (İnsancı) Yaklaşım : Çağdaş bir psikoloji akımıdır. Kurucuları Gestaltçılardan etkilenmiştir. Varoluşçu felsefe akımının görüşlerini benimsemişlerdir. Bu yaklaşımın öncü ve temsilcileri Rogers, Maslow, Sartre, Charolette Bühler, Frankl, Binswagner'dir. Davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlara karşı görüşleri vardır. Özellikle insanı ele alışları açısından öteki ekollerden ayrılırlar. Bu yaklaşıma göre insan kendine göre bir değerdir, belli bir toplum düzeninin yada iş örgütüdür, aracı haline getirilmemelidir. İnsan kendisinden, davranışlarından, oluşturacağı kimliğinden kendisi sorumludur. Hayatı kendisi için yaşamaya değer, anlamlı bir hale getirmek kişinin kendisine düşer. Ölümlü olan insanın hiçbir yaşantısı tekrar etmeyecektir. Geçmiş ya da gelecek değil, içinde yaşanılan an önemlidir. İnsan için bilim amaç değil, ancak araç olabilir. İnsanı tanırken dogmatik görüşlerden kaçınmak gerekir. İnsan davranışlarını denetim altına almak yerine, daha çok özgürlüğe yer verilmelidir. İnsanı anlamak için onun iç yapısını bilmek gerekir. Bunun için iç gözleme baş vurmak zorunludur. İnsan cansız bir nesne olmadığından, dıştan bakılarak davranışları yordanamaz. Bu akım insanı inceleme yöntemini getirmiştir. Psikolojiyi bir bakıma yeniden felsefeye yaklaştırmıştır. Psikolojinin amaçlarından biri insan davranışlarını kontrol etmektir. Oysa Hümanistik yaklaşımda olanlar, psikolojik kontrolün insanlığın zararına kullanılabileceği inancındadırlar. Örneğin, iyi insan yetiştirmek doğru amaç gibi gelebilir. Ancak bu konuda çok çeşitli görüşler ortaya atılabilir.
Psikodinamik Yaklaşım : 19. yüzyılın sonunda Sigmund Freud öncülüğü ile bir grup doktor, akıl ve ruh hastalıklarını psikolojik açıdan incelemeye çalışmışlardır. Zira bu hastalıklardan bir çoğunun fiziksel veya organik kaynakları bulunamıyordu. Hastalıkların kaynaklarının bulunmasında önce hipnoza başvurulmuştur; daha sonraları da psikanaliz yöntemi geliştirilmiştir. Freud, akıl hastalıklarının psikolojik nedenlerini incelerken "Bilinçaltı" nı keşfetmiştir. Freud ve arkadaşları psikoz ve nevrozların çoğunun, kişinin çocukluktan itibaren tatmin edilmemiş olan arzu ve ihtiyaçlarının baskı altına alınmasından, bilinç dışına itilmesinden meydana geldiğini öne sürmüşlerdir. Kliniklerde yaptıkları deneylerde bunu kanıtlamaya çalışmışlardır. Freud'a göre içsel yaşantılar bilinçlilik bakımından birbirinden farklı üç düzeyde bulunurlar. Bunlardan tam bilinç düzeyinde kişi, anılar, düşünceler, duygular gibi içsel yaşantıların farkındadır. Bilinç tam olarak aydınlıktır. İkinci düzey bilinç öncesidir, burası bilince yakın olan anıların, arzuların bir deposu gibidir. Kişi bunların farkında değildir, ama istediği anda bilinç alanına çıkabilir. Üçüncü düzey ise bilinçaltıdır. Burada kişinin istediği zaman bilinç alanına çıkaramadığı varlıklarından bile haberdar olmadığı duyguları, düşünceleri, anıları, dürtüleri bulunur. Bilinçaltında bulunan bu düşünceler yok olmazlar. Kişiyi rahatsız eder, davranışlarını şu ya da bu şekilde etkilerler. Bilinçaltı düşünceleri rüya ve hayallerde ortaya çıkar. Freud'a göre anormal davranışlar, aslında insanların ruhsal çatışmalarından kurtulabilmek için başvurdukları çabalardır. Bu nedenle bu davranışlar asla anlaşılmayacak olan davranışlar değildir. Normal davranışlarla aralarında yalnızca bir derece fark vardır. Freud, ayrıca kişilik konusunda da yeni bir görüş getirmiştir. İnsanın id-ego-süper ego denilen üç yanını ve bunların etkileşimini incelemiştir. Özet olarak psikanalitik psikologlar (Freud, Adler ve Jung) akıl hastalıklarını ve bilinçaltını klinik yöntemlere ve gözleme başvurarak incelemişlerdir. Psikolojinin bulgularını hekimlik alanında kullanmışlardır.
Kaynak: Türk Psikologlar Derneği
____________________________________________________________________________________________
REKLAMLARIN İNSANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Reklamların insan üzerinde, olumlu ve olumsuz birçok etkileri vardır. Bu etkileri bizim köklü biçimde etkiler. Reklamların davranışlarımıza da etkileri vardır. İnsanları etkilemeyen herhangi bir uyarıcı düşünülemez.
İnsan kendisi dışında her uyarıcıdan olumlu ya da olumsuz etkilenir ve etkilenme oranında, güçlü veya düşük şiddetli uyarılmalar, etkilenmeler meydana gelir. Uyarılmalar sonuç ortaya çıkan tepkimelerin güçlü ya da güçsüz(zayıf) olması,insanı uyaran iç ve dış uyarıcıların güçlü,etkili,şiddetli ya da güçsüz,etkisiz olmasına bağlıdır.
Reklamların;insanlar üzerindeki etkileri;insanlarda bulunan temel iç dürtüleri uyandırmak,harekete geçirmek ve etkilenmeler sonucu davranışlar meydana getirmek şeklindedir. Temel içgüdülerin uyanması,ortaya çıkması bütün insanlarda aynı şekilde meydana gelir.
Uyarıcının türüne karşı insan organizmasının gösterdiği tepkiler insandan insana farklı etkiler ve tepkiler meydana getirebilir. Çünkü her insanın sevdiği,arzu ettiği, emelleri,ihtiyaçları farklı olabileceği gibi aynı uyarıcılara karşı,gösterecekleri tepkiler de farklı olabilir.
Reklamların temel iç dürtüler üzerindeki etkileri de çok önemli ve büyüktür. Temel iç dürtüler; içgüdülerden farklı olarak kaynağı, şiddeti, nereden, nasıl çıktığı belli olan bütün insanlarda normal şartlarda aynı şekilde görülen, ortaya çıkan dürtülerdir. Temel iç dürtüler bütün canı varlıklarda aynı şekilde, ortak olarak vardırlar.
Reklamlar; insanlardaki temel içgüdülerin, temel iç dürtülerin karşılanması, giderilmesini, insanların arzu, heves, istek,dileklerine kavuşmalarını ve mutluluğa ulaşmaları görüşünden hareketle yapılırlar.
Reklamların temel düşüncesi; insanlardaki ihtiyaç, ilgi, arzu, heves duygularını harekete geçirmektir. Bunun için de üretilen mal ve ürünleri insanların temel ihtiyaçları olacak, bunlara sahip olunca arzuları, hevesleri gerçekleşip mutluluğa kavuşacaklar düşüncesiyle insanları ilgilerini çekmeye, duygularını okşamaya çalışırlar. Reklamlardaki en önemli unsurlardan biri: bir reklamın, insanlar içerisinde bulunan, estetik, şıklık, güzellik duygularını harekete geçirebilmesidir. Bütün reklamlar bu amaçtan yola çıkarak hazırlanır, yapılır. İnsanlar güzel, şık, zarif buldukları, kendilerini etkileyen, sahip olduklarında mutlu olacaklarına inandıkları mal ve ürünleri, ihtiyaç olmasa da almaya çalışırlar.
Reklamlar, en çok çocukları derinden etkiler. Çocuklar haşalı şeylere ilgi duyarlar. Reklamlar bu felsefe doğrultusunda çocuklara, ilginç şeyler göstermeye çalışırlar. Onların taze beyinlerine işlerler.
Reklamların para kazanmak düşüncesiyle yapıldığını az önce söylemiştik. Fakat gözden kaçırmamak gereken bir durum vardır. İnsanlar ekonomik güçleri arasında ihtiyaçlarını karşılayabilirler. Bu nedenle reklamların her düzeye, her kesime uyması gerekmektedir.
Reklamlar bazen kötü emellere alet olurlar. Sağlıklı olmayan, insan hayatını tehdit eden mal ürünleri satmak amacını ilke edinirler. Bu nedenle insanlara büyük görevler düşer. En başta istedikleri şeyin kaliteli, sağlıklı olduğunu kişi bilmelidir. Reklamlara aldanmamalıdır.
Şurasını unutmamak gerekir ki reklamlar insanlar için en önemli, en güçlü eğitim araçları ve unsurlarıdır. Beğensek de, beğenmesek de, uygun bulsak ya da bulmasak da reklamlar biz insanların hayatını köklü biçimde etkilemektedir. Bu kesinlikle inkar edilemez. Reklamlar hayatımızın değişmez bir parçası olmuştur.
Reklamlar, insan psikolojisini de derinden etkiler. İnsanları iyiye yönlendireceği gibi kötüye de sevk edebilir. Etkiler kişiden kişiye farklılık gösteriri. Herkes reklamlardan derin etkilenir. Zaten reklamların temel düşüncesi budur. Fakat bazı insanlar vardır ki kendisine çoğu şeyi takıntı eder. Örneğin: ekonomik durumu iyi olmayan birini ele alalım. Her reklamın onda bıraktığı etki çok farklıdır. Çünkü almak isteyip de alamadığı şeyleri ekranda görecektir ve bundan olumsuz yönde etkilenecektir. İşte burada anlatmak istediğimiz psikolojik kişilik kendini gösterecektir. Psikolojik durumu bozuk insanlar bu tip olaylar sonucunda çok kötü şeyler yapabilir. Bu gibi insanlar iyileşmesi için tedavi olmaları şarttır.
Reklamların gençler üzerinde bıraktığı etkilerde vardır. Zaten gençler sürekli olarak yenilik arayışı içindedir. Reklam yapımcıları da gençliğin bu zaafını kullanarak tanıttığı ürünlerin çoğunu gençlere yönelik düzenlemiştir.
Çocukların en çok etkilendiği şeylerin başında reklamlar gelir. Reklamlar yapımcıların hedef kitlelerinin %30’unuçocuklar oluşturur. Bu nedenle çocuk reklamlarına önem verilmiş, daima ilginç şeyler yapılmaya çalışılmıştır.
Çocuklar sürekli olarak ilginç, akıcı ve rengarenk şeylere yönelir. Bunu bilen reklam yapımcıları, reklamlarını genellikle ilginç karakter kullanarak yapar. Bu karakterler hayal dünyasının ürünü olan çizgi film kahramanlarıdır. Bu tip kahramanlar daima çocukların ilgisini çekmeyi başarmıştır. Sonuçlara baktığımızda: çizgi film karakterlerinin oynadığı reklamları, diğer reklamlara oranla daha eğitici, daha düzeyli olduğu ortaya çıkmıştır. Bu reklamlara örnek vermek gerekirse: “Corn Flakes (cips) reklamı, süt reklamı, çikolata reklamı vb.” Çocuklar hayal dünyası çok geniş olan varlıklardır. Bu nedenle bu tip eğlenceli reklamları büyük bir zevkle izlerler.
Sonuç olarak, çocukların reklamlara bu kadar ilgi duymalarının sebebi:
“Çok geniş ve renkli hayal dünyalarıdır.”
Reklamların Çocuklar Üzerindeki Etkileri (yaş olarak)
0-5 yaş %20 etki
5-7 yaş %55 etki
7-10 yaş %62 etki
10-15 yaş %70 etki
15-17 yaş %85 etki
NOT: Yukarıda görüldüğü gibi reklamların çocuklar üzerindeki etkileri yaşların artışıyla birlikte yükselme göstermiştir.
Reklamların yetişkin insanlar üzerindeki etkileri çok önemlidir. Çünkü reklamlar yetişkin insanların kişiliklerini ve ruh sağlıklarını derinden etkiler. Bu nedenle yapılan reklamların daha dikkatli olması ve psikolojik denetimlerden geçmesi şarttır.
Yetişkinler daha çok kendi kişiliklerini etkileyecek reklamlardan etkilenirler. Bu tip reklamlar; araba, cep telefonu, giyim ve teknolojik ürünler üzerine yapılmış reklamlardır. Dikkat edilecek olursa çoğu reklam bu gibi ürünler üzerine yapılmıştır. Bunun asıl sebebi, bu gibi ürünlerin daha çok ilgi görmesi ve kişiliği yansıttığı düşüncesinin biz insanlarda hakim olmasıdır.
Bütün bunların dışında, promosyonların da insanlar üzerindeki etkisi büyüktür. Bunun sebebi, promosyonların belirli kitleleri değil de, bütün halkı hedef olmasıdır. Bu amaçla bir çok kampanya yapılıp, çeşitli promosyonlar düzenlenir. Bugün reklamlara baktığımızda, çoğunun promosyonlar üzerine kurulduğunu görürüz. Promosyonların asıl amacı: kitlelerin istedikleri ürünlere daha kolay yoldan ulaşabilmesidir.
Promosyonların kitleler üzerindeki etkileri çok büyüktür. Yapılan araştırmalar, kitlelerin yaklaşık %40’nın promosyonlar üzerindeki yoğunlaştığını göstermektedir. Promosyonlar sayesinde firma da istedikleri kazanca ulaşabilirler. Promosyonlu ürünlere genelde büyük marketlerde rastlanır.
Reklamların kitleler üzerinde yaptığı etkileri araştırdım ve çeşitli sonuçlar elde ettim.
KİŞİLERİN YAŞ GRUPLARINA GÖRE EN ÇOK İZLENEN REKLAM TÜRLERİ(10-30)
10-15 YAŞ: Bu yaş gurubu önemi daha çok giyim ve elektronik eşyalar yönünde değişiklik göstermiştir. Bu nedenle bu yaş grubu bu gibi ürünlerin reklamlarını izler.
18-21YAŞ: Bu yaşlar, çeşitli istek ve arzuların geliştiği , daha çok büyüme gösterdiği yaşlardır. Artık gençlerin istedikleri doruk noktaya ulaşmıştır. İstekler, araba, motosiklet gibi motorlu taşıtlara yönelme göstermiş ve bunlar yapılan reklamların daha çok izlediği saptanmıştır.
MERSİN ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ
REKLAM VE REKLAMIN ETKİLERİ
Neşe Özyürek
Reklamın ana amaçlarından biri şüphesiz mal ve hizmetlerin tüketimini arttırmak ve tüketimi daha geniş bir tabana yaymaktır.Ancak reklamcı bunu yaparken sadece ürünlerin satın alınmasını değil toplumun yaşam tarzını, bazı kavram ve değerler oluşturmasını ve ürünleri algılamasını da etkiler.
Reklamlarla ilgili bir görüş, reklamların insanlara gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri aldırdığı yönündedir.Fakat buna rağmen reklamı savunanlar da reklamların varolmayan ihtiyaçlar yaratamayacağını sadece bilinmediği için farkında olunmayan ihtiyaçları ortaya çıkardığını ileri sürerler.Ayrıca satın alma gücü yeterli olmayan kişilerde toplum dışına itilmişlik duygusu yaratabileceği ve bu kişileri topluma küskün hale getirebileceği öne sürülmektedir.
Zaman zaman, yapılan reklam kampanyalarıyla tüketicilerin bazı ürünleri algılamaları etkilenir.Böylece tüketiciler reklamı yapılan bir ürüne reklamı yapılmayana göre daha fazla değer verir.Tercihlerini reklamı yapılan ürünlerden yana kullanırlar.
Gelişmesini henüz tamamlamamış ülkelerde reklamlar toplumsal değişim sürecinin hızlanmasına yardımcı olur.Gerek sosyal konularda gerekse teknolojik gelişmeler konusunda toplumu eğiterek yaşam standartlarının yükseltilmesinde rol oynar.
Reklamlar çocukların satın alma isteklerini arttırır.Yapılan reklamlarla çocukların yemek yeme alışkanlıkları arasında kuvvetli bir ilişki vardır.Ancak reklamı yapılan ürünler her besin grubundan ürünler olmadığından çocukların sağlıksız beslenmelerine neden olabilmektedir.
Reklamların çocuklarda ‘her gördüklerini elde etme arzusu’ yaratabileceği öne sürülmektedir.Özellikle de abartılı reklamların çocuklarda gerçek ile hayali ayırt edemeyecek şekilde çarpık kavramlar oluşturabileceği ileri sürülmektedir.