KAPİTALİZM HASTALIKLI BİR TOPLUM MEYDANA GETİRİR, SÜRÜLEŞTİRİR
Kendine, yalnızlığına hapsolan insan, sanal sessizliğe itilen çocuk, çevresinden kopuk yaşayan aile, hastalıklı bir toplumun temel yapıtaşlarıdır artık. Çünkü birey kendisini yalnızca kendine ve kendi çıkarlarına karşı sorumlu hissetmektedir. Çevre onun için bir anlam ifade etmemektedir. Kapitalizm istediği insan tipi sorgulayan olmamalıdır. Sorgulamadan tüketen, tüketici bir birey olmalıdır. Sömürüldüğünü iddia etmemeli ve sömürülmesinden yakınmamalıdır. Kapitalizm insana vaat ettiği yaşamın ne kadar kof ne kadar çirkef ne kadar ahlaki temellerden yoksun olduğunu bildiği için bu yaşamı bir taraftan cilalayıp halka sunarken halkı da bu yalancı görüntüye inandıracak biçimde halkı meşgul eder. Böylece ülkenin politik ve ekonomik sıkıntılarından yalıtılıyorlar. Ülke sorunlarından bir anda kurtuluyor da her şey unutuluyor oluyor.
Kapitalizm doruk noktasını yaşayan Batı üçüncü dünya ülkelerine yardım kampanyaları başlatır. Başlangıç itibariyle masum olan bu davranış batının emperyalist olmadığını yardımsever olduğunu izah etmeye çalışır. Ne var ki bu yardım düşüncesinin altı deşildiğinde bir çapanoğlu çıkıverir işin içinden. Her şeyi sömürülmüş bir halkı Batı daha fazla sömüremeyeceğine göre onları biraz destekleyerek hem dünya kamuoyunda iyi bir imaj meydana getirmiş olur, hem de ekonomilerini biraz düze çıkararak onları daha fazla sömürme imkânı bulmuş olur.
Gazinolar, fuhuş evleri, barlar, diskotekler hepsi sürü bir gençlik, sürü bir halk oluşturmak içindir. Eğitim kurumları da tamamen böyle bir halk oluşturmak için kolları sıvamış durumdadır. Halk dört bir yandan kuşatılmış durumdadır. Evlerdeki televizyon ev halkının ve onları ziyarete gelen komşuların, arkadaşların iletişimini yok etmiş, saatlerce televizyonun karşısında ibadet bilinciyle geçirilen saatler kolektif yaşamı günden güne bitirmiştir.
İnsanların yakınlaştıkça birbirinden uzaklaştığı yapılar kuruldu. Komşuluk ilişkisi bitti. Alt daire üst daireyi, kapıları karşılıklı olarak birbirine bakan daireler bile birbirini tanımaz oldu. Tamamen tüketime odaklanmış modern insan daha çok tüketebilmek için daha çok çalışma gereğini duyduğundan gece evine geç ve yorgun dönerek aile ilişkilerini de körelmeye uğratmıştır. Modern dünyada artık herkes sanal sessizliğine büründü. Her aile kendi dairesine hapsolurken her bireyde kendi evinde kendi dünyasına hapsoluverdi.
Post-modernizm; son tahlilde sosyalizme düşman bir düşünce sistemdir. Yalnız sosyalizme mi düşman? Hayır! Hümanizme, özgürlüğe, kurtuluşa, evrenselliğe, gerçekliğe, bilime ve akla da düşmandır. Post- kelimesi İngilizce bir kelimedir. Kelimenin anlamı sonra demektir. Post-modernizmin sonradan çağdaşlaşmaktır.
Post-modernizm hem radikal hem muhafazakârdır. Birey, kimlik, kültür alanında radikal, sistemi değiştirme alanında muhafazakârdır. Politik bakımdan muhalif, ekonomik bakımdan işbirlikçidir. Tikel alanlarda anarşist, genel alanlarda sistem savunucularıdır.
Post-modernizimde insan tüm değerlerinden soyundurulmuş olgucu bir anlayışa mahkûm edilmiştir. Bilimin mutlak yanılmazlığına iman eden toplum tüm dertlerini bilimle halletmeye kalktı. Bilim modernist insanın imdadına yetişemedi. Günbegün büyüyen işsizlik, zührevi hastalıklar, delilik tüm yaşamı kuşatıverdi. Bir araştırmaya göre deliliğin en çok arttığı dönem post-modernizmin hızla yaygınlaştığı döneme denk gelmektedir. Henüz çocukluklarının farkına varamadan sıkı bir eğitim yarışının içine itiliverdiler. Ebeveynlerinin saplantılarına araç oldular. Modern insan daha yüksek mevkide olmayı, daha çok para kazanmayı amaç edinmiştir kendine. Çünkü ne kadar çok parası olursa o kadar çok tüketebilir. Ve ne kadar çok tüketirse de o denli itibar sahibi, hatır sahibi kişi olur. O halde çocuklarda bu amaç için gece gündüz çalışmalıdır. Sonuç pek parlak olmuyor. Ebeveynleri gibi kaprisli, yükseklik tutkusu olan, bencil bireyler topluma kazandırılıyor. Ve çocuklarda modern çarkın bir dişlisi oluveriyorlar. Belki çok şey bilen ama yeteneksiz insanlar oluşturuluyor. Bencil insanlar çoğaldıkça toplum kendi üyelerine karşı güven kaybediyor ve yalnızlığa mahkûm ediliyor. İç başarıyı yakalayamamış, mutluluğu kazanamamış bu bireyler yaşamında eksik kalan kareleri tamamlayabilmek için çeşitli yollara başvurmaktadır.
Kimileri mutluluğu farklı alanlarda aramakta, kimileri alkolde, uyuşturucu maddede, kimileri intiharda, kimileride dini kimliğine tekrar sarılmakta buluyor. Alkolün, uyuşturucunun, fuhşun kol gezdiği toplumda birçok sapıklık ve cinayetlerle, zührevi hastalıklarda kaçınılmaz olacaktır. Bu güvensiz, hastalıklı bir yaşam toplumu günden güne kişiliksizleştirmekte ve post-modernizm topluma yaşadığı dünyayı zindan etmektedir. Aslında modern radikal bir değişmeden sonra ortaya çıkanı adlandırır ve insana olduğu kadar insanın ürettiği her türlü yapay çevreye de uygulanır. Yani post-modernite önce insanı sonrada insanın üretimini değiştirir. Modern olmak artık düne ait olmayan ve başka yöntemlerle ele alınması gereken bir dünyada yaşamak demektir.
Marka ve imaj tutkunu haline getirildi. Artık ihtiyacınızın olup olmamasının bir önemi yok sadece imaj için tüketen biri olabilirsiniz masajını kabul ettirdi insana. Ve artık insan post-modernizmin sloganında ne kadar çok tüketirse o kadar çok huzurlu olur diye yönlendirildi. Bu dönemin en büyük reklamlarından biri olan kredi kartı reklamlarındaki slogan şuydu: “harcadıkça yonga para kazan kazandıkça harca”.
Toplumsal dayanışma ve uzlaşmanın sağlanabildiği toplumlarda toplumsal kesimler arasında çözülmeler, dengesizlikler, eşitsizlikler ve yabancılaşmalar azalır. Bu durum farklı toplumsal kesimler arasındaki parçalanmaların ve çatışmaların da azalmasına neden olmaktadır.
Toplumsal yıkımlar ise o toplumu oluşturan tüm birey ve kesimlerin etki ve katkısı ile gerçekleşiyor. Yaşadığımız olumsuzluğun bizi yok edecek bir noktaya gelmesini engellemek için toplumsal sorumluluğumuzun gereklerini yerine getirmemiz şart. Bunu şimdi yapamazsak mutlu ve barış içinde bir toplum olmak hep hayallerimizi süsleyecek.
kaynak:Ali Rıza Tahsinoğlu