|
DİN İLK ANAYASA KİTABIDIR
Benim düşünceme göre din zamanın gerekliliği içinde ortaya çıkmış bir anayasa kitabıdır. içinde ahlak, hukuk, adalet, insan hakkı yönünden çok değerli bilgiler vardır ve kendi döneminin çıkış tarihi düşünüldüğünde, yazılmış ilk anlaşılır anayasa olmasıylada, bugünki ulusal anayasaların kökeni olduğu düşünülürse, ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır. (buraya küçük bir not düşelim; yahudilikle başlayan tek tanrılı dinlerin veya yazılı kitabı olan dinlerin hepsinin'de aynı coğorafyanın aynı noktalarından çıkması, peygamberin, haticenin kervanlarını taşıyan bir tüccar olduğu düşünülürse, bir birinden uzak insanların veya düşüncelerin bir araya gelebileceği merkezi noktalar bu kervanların gittiği pazarlardır. orada yahudi haham ve hıristiyan papazlar'la karşılaşması çok olağandır, o iki dini'de kendi kitabının içine koyup halka sunması, islam adındaki bu yeni dinin'de onlardan etkilenerek veya onlardan yardım alarak ortaya çıkması gözardı edilemez.)
Böyle bir anayasanın meydana gelmesine o günün şartları içindeki yaşam tarzının fazlasıyla acı vermesi ve mantıszlığı, anlamsızlığı etki etmiştir. bu mantığı durduracak seviyeye gelmiş yaşam biçiminin anlamsızlığı ve değişmesinin gerektiğine olan inanç, sessiz ve uzun yıllar yoğun düşüncelerle bir anayasa haline gelmiştir, muhtemelen peygamberin hira dağında yaşadıklarıda bunlardı. kölelik, kadın ticareti, tefecilik, herkezin su gibi tükketiği alkol, eğer doğruysa kız çocukların diri diri gömülmesi v.b bir sürü sebep ve bunların değişmesi gerektiğini düşünen beyin bilinçlenerek mutlaka bir anayasa ortaya çıkarabilir. uzun yıllar ve sadece bu sorunların nasıl düzeleceğini düşünen beyin bilinçlenmesini muhtemelen hızlandırmıştır. tabi bu anayasanın başlangıcı ve sonu arasında 23 sene geçtiği düşünülürse böyle bir anayasa kitabının oluşturulabilir olmasında hiç bir anormallik yok. ayrıca bu anayasanın halk tarafından kolay kabullenilebilir olması için halkın korkuları ve arzuları ön planda tutulmuştur. halkın arap halkı, iklimin arabistan iklimi olduğu göz önünde tutulursa cennet; bir arap'ın arzuları, cehennem; bir arap'ın korkularıdır ancak. bu durumun detaylarını yazı fazla yer kaplamasın ve ben az yorulayım diye yazmıyorum ama araştırbilir, iklimin meyvesi, giyimi, kültürü, evlilikleri, güneşin ve tozun yaşamdaki zorluğu diye sıralayabileceğimiz her şeyle cennet ve cehennemin bire bir uyuştuğunu görmemek için kör olmak gerekir. tabi eski alışkanlıklar çabuk unutulup terk edilemiyeceği için, puta tapılan dönemden kalma bir çok adet din'de'de yerini almak zorunda kalmıştır. örnek; hacerül esvet taşı, sefa ile merve arasında 7 tur atma geleneği. burada islam üzerinden konuyu yorumlarken genel tüm dinleri kapsayan bir yorumdur bu, ama gerçek bir anayasadan bahsedeceksek, islam ilk gerçek anlaşılabilir anayasadır diye düşünüyorum, veya diğerlerini çok az biliyorumdur. din'in diğer dinleride içine alması devamlılık atfetmesi kabullenirliğini hızlandırmıştır, geçişi gereğinden fazla zorlaştırmamıştır diyebiliriz, mekkeden medineye göçte medinede kıblenin yahudilerin inancına göre çevrilmesi, yahudilerin bu dine gelmesini sağlamayı başaramamış tekrar kıble yönün eski haline gelmesi ve ardından yahudilerle ilgili ayetin inmesi gibi olaylar bu anayasa etrafında tüm dünya insanının veya en çok insan topluluklarının toplanmasını sağlamak niyeti anlaşılıyor...
Kölelerin din etrafında özgürlüğüne kavuşması ve bu uğurda savaşırken ne kadar cesurca davranacağı anlaşılabilir bir şey, yani düşününce bir sahibi olan kölenin çektiği eziyetler ve bir insana kulluk etmesi düşünüldüğünde, özgürlük için neler yapabileceğini bir hayal edebilirsek, neden barbar dedikleri herhalde daha iyi anlaşılır.(ama bu barbarlık zamanın gerekliliğinde en çok ihtiyaç duyulan özelliktir, yani bugün teknolojide en ileride olmakla, o günün barbarlıkta en ileride olmak anlayışı aynı kapıya çıkar yani yaşamak için ihtiyaç duyulan güce)
Din etrafında'da olsa askerlik, her savaşta olduğu gibi epey cazibeli ve getirisi olan bir iş. yani önce din'ime katıl diyorsun ama katılmayınca yakıp, yıkıp, kesip, biçiyorsun. ülkemizden örneklendirmek gerekirse türkler içinde durum böyle olmuştur. genelde din'e geçiş kılıçtan dönme şekilde gerçekleşmiştir. yani topluluk din'i kabul etmiyorsa o zaman savaşmak zorunda, ya bendensin ya düşmanım mantığı. burada konu din falan değil aslında, dedim ya bu bir anayasa kitabıdır, bir ulus devlet kurulmuş, anayasa kitabı ve kuralları var, ve yola çıkmış ya bana tabisin, ya düşmanımsın, bana tabimisin diye soruyor, hayır diyen kılıçtan geçiriliyor, tabi geride kalanlar başlıyor kelimei şehadet getirmeye. yani dediğim gibi anayasası olan bir devlet gözüyle bakıldığında daha anlaşılır oluyor süreç, ihtiyaçtan oluşturulmuş bir topluluk, korkunun birlikteliğiyle genişliyor. kısaca toprak ve ganimet savaşları yapılıyor. yazılmış bir anayasa, etrafında sürekli çoğalan insanlar, yayılmacı bir askeri yapı var ortada.
Şimdi tekrar geriye gidelim, din(anayasa)nın var olması beşeri ihtiyaçlar yönünden, dönemin kültürü, adeti neyse, çok eşlilik ve küçük yaşta kız ile evlenme durumunun kökünden değişmemesi ve olağan bir durum olarak devam ediyor olması o dönem için olağan sayılabilir. peygamberin ilk anayasayı yapmış olması insanlık yaşamı için ona büyük bir saygı uyandırmalı, bu yönüyle ben saygı duyuyorum bin yılda bir gelen insanlar deriz ya aynen öyle bir durumdur çünki bu. tabi yaşanan olayları bugünün bilinçlenmiş insani değerleriyle değilde, o günün bilinçlenme seviyesinde'ki insani değerleriyle anlamak gerek, yani kendi döneminin gerekliliği içinde değerlendirmek gerek.
Dinlerin gelişim sürecine bakıldığında her çıkan din(anayasa), doğal olarak geçen zaman ve gelişen insanın bilinçlenmesine yenik düşerek kendi soru işaretlerini ve mantıksızlıklarını ortaya çıkarmıştır. her yeni çıkan din'de(anayasa) bir önceki din'in(anayasaının) soru işaretlerini ortadan kaldırmış ve ortaya çıkış tarihi itibariyle aralarındaki zaman farkından kaynaklanan değerleride + olarak eklemiş ve yeni bir din(anayasa) olarak ortaya çıkmıştır. bu bir birinin eksiklerini ve soru işaretlerini yamalama işlemi son dine kadar devam etmiş, son din ben sonum, diğer dinlerde bendendir demiş ve diğer dinlerin akibetini iyi bildiğinden onlar değiştirildi ama ben değiştirilmem deyerek kendini menevi bir koruma altına almak istemiştir. peki her din(anayasa) geçen zaman ve gelişen insan bilinçlenmesine yenik düşüp kendi soru işaretlerini ve mantıksızlıklarını ortaya çıkardığına göre ben sonum diyen din bu yamalama işlemini şimdiye kadar nasıl yapmıştır _? yorumlarla. evet geçen zaman ve gelişen insan bilinçlenmesine karşı din, din adamlarının yorumlarıyla yamalama işlemini devam ettirmektedir. bu gün din adamları tarafından yapılan din yorumu 20-30-50 yıl öncekiyle aynı değildir, 20-30-50 yıl sonra yapılacak din yorumunun bugün ile aynı olmıyacağıda bence kesindir. bu durumun ortaya çıkmasını, bugünün anayasalarının geçirdiği süreçleri gözlemleyerek'de açıkça görebiliriz, yani bir anayasa yapıldığında geçen zaman ve gelişmeden dolayı insanın dahada bilinçlenmesiyle, yaşamı aksattığı, insanın gelişimiene engel olduğu noktalarda değişikliğe ihtiyaç duyar, bu nedenle toplumlar,devletler anayasalarının sorunlu yasalarını, değiştirmek, yenilemek zorunda kalırlar. değiştirilmesi gereken yasaların sayısı,boyutu tek tek değiştirmekle hal olacak durumdan çıktığında anayasının tümüyle değişmesi ve çağa uygun hale getirilmesi isteğiyle komple yenilenir. bu gün türkiyede bilmem kaçıncı anaya değişkliliğini yapma ihtiyacı hissetiğimiz gibi olağan bir durumdur. işte din(anayasa)da aynen bu süreçlerden geçmiştir. içinde ahlak, hukuk, adalet yönünden güzel şeyler olmasıyla beraber geçen zaman ve gelişen insan bilincine yenik düşüp, kendi soru işaretlerini ve mantıksızlıklarını'da içinde barındırıyor olması bu nedenle çok doğaldır, çünki insani bir anayasa kitabıdır.
Bu kadar yazı yazmışken yaratıcı konusunada kısaca değineyim. yaratıcı soyuttur, yaratıcının somutluğunu ancak yarattıklarından gözlemliyebiliriz, yaratıcı inancı bir hissiyattır, hissederiz. insanlık bilinen tarihi boyunca yaratıcıya hep inanmış, güneşe, aya, suya, hayvan kafasına veya kendi eliyle çamurdan yaptığı puta(düşünce kırıldığını görüyor) mana vererek yine yaratıcıya inanmıştır. bunları yapmasının nedeni yaratıcıya olan inancıdır,hissiyatıdır. ama beni ve benim ihtiyaçlarımı yaratan yaratıcıya mutlaka bir şey sunmalıyım mantığıyla hep bir şeyler yapmaya çalışmıştır. insan kurban etmekten, yüyeceklerinin bir kısmını sunmaktan, saçma sapan danslar edip ateş etrafında dönmekten, bu günlerin masum ibadet şekillerine kadar geçen bir serüven. işte diyoruz ya evrim geçirmeyen hiç bir şey yok, hep ileri, hep ileri durdurmak elimizde olan bir şey değil sadece yavaşlatabilir veya hızlandırabiliriz, yaşamın aktığı yöne gidiyoruz. ben yaratıcıya inanıyorum, içimdeki enerji, ruh her ne ise onun ölümle yok olup gideceğini düşünmüyorum, ki bedenin yokluğuda nedir, yeryüzünde her şeyin bir birinin enerji kaynağı olduğu düşünülürse yeryüzünde kaybolan bir şeyde yok aslında. neyse, kendime, doğaya ve içinde yaşayan çeşit çeşit mahlukata, hayvanlara, sebzelere, meyvelere v.s baktığım zaman bir yaratıcıyı görüyorum, hissediyorum. ve mutlaka bir kaynak var ölümümle içimdeki enerji, ruh her ne ise o kaynağa yolculuk yapacaktır diye düşünüyorum.
Yaratıcı var ama dine inanmıyorum demek dine inan insanlar tarafından öyle şeymi olur, dine inanmıyorsan yaratıcıya nasıl inandın diye bir mantık yürütüyor. yaratıcı inancının dinlerle başladığını düşünüyorlar sanırım, halbuki dinlerin şurada mazisi nedir, yaratıcı inancı bilinen insanlık tarihi boyunca hep olmuş, dinler sonradan bu yaratıcı inancı etrafında üretilmiştir.
İnsanlar ilk çağlardan bu zamana kadar nasıl kendini ve kullandığı araçları geliştirerek, yabanilikten, düzenli, daha medeni bir yaşama doğru ilerlediyse, o ilerlemesini devam ettirip en medeni, gerçekten daha insanca yaşama, aradığı ''mutlu yaşam sırrına'' varıcaktır. insan yaşamını bir teren yolculuğu benzetmesiyle örneklendirirsek; tiren yolculuk sırasında belirli duraklara geldiğinde geçmişte ihtiyaç duyup aldığı, fakat artık ihtiyaç duymadığı, tam tersine gereksiz engel ve ağırlık yapan vagonunu o durağa bırakır ve yerine ihtiyaç duyduğu başka vagonlar alır, taki bir dahaki durağa gelene kadar. işte bu yolculuk sırasında insanlığın kendi için ürettiği, aldığı vagonlardan biride din'dir. insanlık hala din'in (ilk anayasanın) ceza kurallarına ihtiyaç duyuyorsa, bunun sebebi ihtiyaç duymıyacağı kadar bilinçlenememiş olmasından kaynaklıdır, yani hala kendisi ve çevresi için zararlıdır, zapta ve suç işlememesi için caydırıcı kurallara ihtiyaç duyulmaktadır. tarihte cahiliye bilinciyle taşıdığı vagon, bir sonraki bilinçlenme sıçramasında (yani durakta) din(anayasa) vagonunu almıştır. tren belli bir durağa geldiğinde o vagonada ihtiyaç duymıyacak ve bırakıp ağırlığını atacak, dahada hızlancaktır.
Bende diyorumki; elveda
din, mezhep,ırk,milliyetçilik,ideolojiler ve tüm insan ürünü ayrıştırıcı gruplaşmalar, oluşumlar.
sadece ''insan,doğa,canlılar''. zeitgeist'de anlatılan yaşam biçimi insanın aradığı sır bulacağı mutluluktur, ama bu yaşam biçimini yaşayabilmek için önce herkesin o bilince ulaşması gerekiyor, buda çok uzun bir zaman alacaktır, bizler ve bizden sonra kim bilir kaç nesil göremeyecek belki ama, ne mutlu o yaşam biçimini yaşayacak olanlara.
Pcked
|
Toplam 78151 ziyaretçi (161645 klik) Kişi Buradaydı!
|
|
|