ZEİTGEİST ZAMANIN RUHU - CANLILARIN BİRBİRİNE BAĞIMLILIĞI

  ANA SAYFA
  İLETİŞİM
  DUYURU
  FORUM ALANI GİRİŞ
  KENDİ LİNKİNİ GÖNDER
  Zeitgeist Alanı
  ZEİTGEİST NEYİ ANLATIYOR
  CANLILARIN BİRBİRİNE BAĞIMLILIĞI
  PARASAL SİSTEMİN OLUŞMA AŞAMASI
  PARANIN SAHİPLERİ
  Kişisel Yorumlarım
  DİN İLK ANAYASA KİTABIDIR
  DEİSTLİK ARA GEÇİŞ DÖNEMİ
  HOLOGRAFİK EVREN VE DİN
  NEDEN HESAPSIZ ÜREME
  EŞİTSİZLİK BAKIŞ AÇISI
  DÜNYADA TEK DİLİN ÖNEMİ
  ÜTOPYA VE HAYAL
  SAĞLIK AÇISINDAN CAHİLLİK VE YOKSULLUK KARDEŞTİR
  SONUÇ: NASIL BİR YAŞAM
  CAHİLLİK AİLE VE TOPLUM MİRASIDIR
  Farklı Görüşler
  RİCHARD DAWKİNS EVRİM
  EVRİM HAKINDA
  ATOM DÜNYASI EVREN KUANTUM FİZİĞİ
  TEK DÜNYA DEVLETİ
  DİN VE İNANÇ HAKKINDA
  MEDENİYETLER ÇATIŞMASI
  DİYALEKTİK BAKIŞ
  KAPİTALİZM ELEŞTİRİSİ
  Bilinç Algı Felsefe
  BİLİNÇ BİLİNÇALTI
  ÖZBENLİK
  OSHO FELSEFESİ
  GÖZLEM VE ALGI
  __________________
  ZEİTGEİST ANKETİ
CANLILAR
İNSAN,HAYVAN,DOĞA
DOLAYISI İLE TÜM EVREN
  BİRBİRLERİNE BAĞIMLIDIR.

Doğada yaşayan canlıların hayatı birbirine bağlıdır. Bir canlının yok olması ona bağlı olarak 40 canlının yaşantısını olumsuz etkiler. Doğada canlıların etkilenmesi bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır.

Zincirin halkası koptu mu? Bu ilişkilerde koparak o canlının yaşantısı belli oranda tehlikeye girer.

Canlılar doğada beslenirken organik maddelerden bir sıra halinde yararlanırlar. Her canlı genellikle organik maddedeki enerjiyi parçalanmanın bir aşamasında alır. Örneğin, insanlar, küçük ve büyük baş hayvanlar aldıkları gıdanın büyük bir kısmını sindiremeden atık (dışkı) şeklinde dışarı atarlar.

Köye giden herkesin gördüğü, tavukların hayvan dışkısı üzerinde eşelendiği, insan dışkısını yediğidir. Tavukların sindirim sistemi insan ve hayvanların sindiremediği atıklarındaki enerjiyi alacak şekildedir. Tavuğun sindiremediğini, büyük böcekler, böceklerin sindiremediğini daha küçük böcekler sindirirler. En sonunda da solucanlar ve mikroorganizmalar organik maddeleri oluşturan mineral elementlere dönüştürürler. Bu mineral elementleri bitkiler tekrar özümlemede kullanarak organik maddeyi oluştururlar. Her canlı organik maddenin parçalanmasında ki bir aşamada rol alır. Buna doğal döngü denir.

Yaban hayatının olmadığı yerde, insan yaşantısı tehlikeye girer ve insanlarda doğal özelliklerini kaybederler. Bir ortamda ne kadar çok ve çeşitli türde bitki yetişirse, buralarda su şırıltısı, kuş cıvıltısı, arı ve böcek vızıltısı eksik olmaz. Yani, insan da dâhil bütün canlılar için sağlıklı bir ortam oluşur.

Besin zinciri

Tüm canlılar yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Günlük yaşamda yapılan her şey için insanlar enerji kullanır. Her canlı gereksinimi olan enerjiyi besinlerden sağlarlar. Bu nedenle bütün canlılar beslenmek zorundadır.Koyun,keçi,inek,at gibi hayvanlar ot yiyerek beslenir. Bu canlılara ot yiyenler otoburlar denir. Aslan,kaplan,tilki,atmaca gibi hayvanlar diğer hayvanları yiyerek beslenir. Bunlarada et yiyenler etoburlar denir.

Çekirge, bitkilerin tohumlarıyla beslenir. Fare çekirgeyi yer,yılanın besin kaynaklarından birisi de faredir. Sonra atmaca da yılanı yer. İşte bu olaylar besin zincirini oluşturur. Toprakta yaşayan pek çok böcek ve karınca olduğu bilinir. Bu hayvanlar topraktaki besin atıklarını yer. Kuşlar da böcek ve karıncayı yer. Böcekler ilaçlanıp ölürse, kuşlar ölmeye başlar. Bu kuşları yiyenler de aç kalır. Besin Zincirinin bir halkası bozulması hepsinin zarar görmesi anlamına gelir.

Yerkürede yaşayan birbirinden farklı tüm canlılar biyolojik çeşitliliği oluşturur. Yeryüzünde yaşayan tür sayısı 15 ile 100 milyon arasında değiştiği varsayılmaktadır
En fazla sayıda türe sahip canlı grubu böcekler, en az türe sahip canlı grubu ise omurgalılardır( Balıklar, sürüngenler, kuşlar ve memeliler omurgalılar grubundadır.

Yeryüzünde yaşamın sürmesi için bir çok canlı türünün aynı anda var olması gerekmektedir. Çünkü canlıların yaşamı birbirine bağlıdır. Bunun nedenlerinden biri dünyadaki besin zincirinden kaynaklanmaktadır. Bir canlı diğer canlının besini durumundadır.

Bir diğer neden'de bir çok canlı, başka canlının varlığından faydalanarak yaşayabilmektedir.Örneğin,solunum yapan canlılar için bitkilerin fotosentez yapmaları zorunludur
Bazı böcek türleri belirli bitkilerin yaprağından ya da çiçeğinden faydalanarak varlığını sürdürebilirken, bitkiler de böcek ve kuşların polenlerini taşımasına, aşılamasına muhtaçtır. Bu ve buna benzer bir çok örnek vardır.
Dolayısıyla yer yüzünde yaşam, tüm canlılar açısından bir bütün sayılabilir. Bu nedenle mikro organizmalardan insana kadar tüm canlıların yaşamı birbirine bağlıdır.

Bunları biliyor musunuz?

Ülkemizdeki hayvan türü sayısının, tüm Avrupa’da yaşayan hayvanların 1,5 katı olduğunu,
Endemik bitki tür sayısı Anadolu’da 3,000 iken Avrupa’da 2,500 olduğunu,
Son yüzyılda dünyada 30,000 bitki türünün yok olduğunu,
Hayvan ve bitki türlerinden günde 3 canlı türünün neslinin tükendiğini,
Dünya yüzeyinin % 6’sının çölleşmiş, % 29’unun da çölleşme yolunda olduğunu,
Büyük bir kayın ağacının 72 kişinin günlük oksijen ihtiyacını karşıladığını biliyor muydunuz.
 
 Kaynak: birkaç siteden karışık okuduğum alıntılar 



Ortak Yaşam (Simbiyoz) Nedir ve Nasıl Evrimleşmiştir?

Simbiyoz, genel olarak canlılar arası bir ilişki türü olmakla birlikte, bu ilişkiye katılan (ortak olan) tüm canlıların fayda görmesi sonucu oluşur (mutualizm ile eş anlamlı olarak kullanılabildiği gibi, bazı kaynaklarda ilişki türlerinin tümüne verilen isimdir). Biz Evrim Ağacı olarak simbiyoz kelimesini mutualizm ile eş anlamlı olarak kullanan tarafta kalmaktan yanayız, çünkü "endosimbiyoz" dediğimiz bir olay sonucu ortaya çıkan mutual ilişki sayesinde, ökaryotik hücreler meydana gelebilmiştir ve bundan daha yararlı bir simbiyoz -herhalde- hayal edilemez. Kıyaslama yapabilmeniz açısından, parazitlik (parasitism) parazit olan canlının yarar, konak olan canlının zarar gördüğü ilişki tipidir. Kommensalizm (Commensalism), ilişkiye ortak olan türlerden birinin fayda sağladığı, diğerinin ise ilişkiden pek fazla etkilenmediği ilişkilere verilen isimdir. Amensalizm (Amensalism) ise ilişkiye ortak olan taraflardan birinin tamamen baskılandığı ve hatta öldüğü, diğerinin ise bundan etkilenmediği veya fayda gördüğü ilişkilere verilen isimdir. Şimdi biraz ayrıntıya ve örneklere inelim:

Simbiyozda genel olarak ilişkiye ortak olan canlıların uzun süreler ve hatta ömür boyu birbirleriyle ilişki halinde kaldığı varsayılır. En tipik örneklerden biri, bitki kökleri ile mycorrhizal mantar arasında meydana gelen ve ömür boyu süren ilişkidir. Bu ilişki çerçevesinde, mantar bitki köklerinin yüzey alanını arttırarak bitkinin aldığı mineral miktarını arttırır ve solunum sırasında ürettiği karbondioksit sayesinde bitkinin fotosentezine ürün sağlar. Bunun karşılığında da mantar ihtiyacı olan karbonhidratlara (özellikle de glukoz ve sukroza) çok daha hızlı ve etkili bir şekilde ulaşabilir. Ancak bu mutual ilişki, minerallerin az bulunduğu ortamlarda daha çok "karşılıklı fayda" çerçevesinde, mutual bir ilişki olarak sayılır. Çünkü mineraller açısından zengin olan toprakta bitkinin köklerine yine simiyotik ilişki kurmak üzere bağlanan mantar, bitkinin büyümesini normale göre yavaşlatabilir. Belki ona zarar vermez; ancak yarı-patojen bir etki gösterir. Bu sebeple kimi zaman simbiyotik ilişkileri tanımlamak zor olabilir.

Simbiyotik yaşamın en klişe ikinci örneği olan likenler de aslında çok net simbiyotik yaşam örnekleri değillerdir. Bildiğiniz üzere liken alg ile mantarın ikili ilişkisinden oluşur ve bu ilişkiye katılan alg türü liken hayatına o kadar adapte olmuştur ki, bu ilişki haricinde neredeyse hiç görülmemektedir, yani bağımsız olarak yaşamamaktadır. Ancak ilginç olan bir nokta, günümüzde alglerin liken ilişkisinden tam olarak nasıl bir fayda sağladığı bilinememesidir. Çünkü mantardan alge doğrudan bir madde geçişini gözlemek çok zordur ve bununla ilgili net bulgular yoktur. Bu durumda likeni bir simbiyotik ilişki mi, yoksa mantarların algleri bir hedef olarak seçtikleri parazitik veya komensal bir ilişki mi olduğunu tanımlamak güçtür.Bu sebeple, aslında "simbiyotik yaşam", fayda ve zarar üzerine değil, yaşam biçimi üzerine tanımlanmalıdır. Yani iki canlı arasındaki fayda/zarar ilişkisi yerine, o canlıların birbirine bağımlı olarak yaşayıp yaşamadıkları ve ne biçimlerde yaşadıkları göz önüne alınmalıdır. Fayda/zarar ilişkisi düşünülmediğinde ve en nihayetinde mantar ile bitki köklerinin ya da mantar ile algin birlikte var olan türler olduğu düşünülürse, bunların simbiyotik canlılar olduğunu söylemek kolaylaşır.

Doğada o kadar çok çeşitte simbiyotik ilişki bulunur ki, bunları buraya sıralamamız saatlerce okuyacağınız bir liste oluşturabilirdi. Ancak konağın alemine dayanarak genel bir sınıflandırma yapılırsa, 4 çeşit konak tipi görülebilir. Aşağıda, başında tire işareti konanlar, kalın harflerle yazılan konağa tutunan ve onunla ortak ilişki kuran canlıların isimleridir. Hemen yanlarındaki parantez ise, konağa sağladıkları ve kendilerinin edindikleri faydayı kabaca belirtmektedir:

1) Konak: Bitki
- Mycorrhizal mantar (mineral alımını arttırır, fotosentez girdisi sağlar)
- Nitrojen bağlayıcı bakteriler (bağlanmış nitrojen sağlar, fotosentetik karbon alır)
- Endofitik mantarlar (bitkiyi gövde yiyici otçullardan korur, fotosentetik karbon alır)
- Karıncalar (bitkiyi otçullardan korur, bitki sayesinde yuvaya ve besine sahip olur)

2) Konak: Hayvan
- Fotosentetik alg (fotosentetik karbon sağlar ve nitrojen kaynaklarını arttırır)
- Kemosentetik bakteri (bağlanmış karbon sağlar)
- Böceklere bağlı bakteri ve mayalar (temel aminoasitleri, vitaminleri ve sterolleri sağlar)
- Selüloz-parçalayıcı mikroorganizmalar (bağırsakta yaşayarak selüloz sindirimini sağlar ve ürünleri hayvana kazandırır)
- Işık saçan (Luminescent, Luminesan) bakteriler (kamuflaj ve uyarı sinyali sağlarlar)
- Karıncalar (konaklarından bazı besin maddeleri alırlar ve konaklarını diğer hayvanlara karşı korurlar)

3) Konak: Mantar
- Likenler (mantar, fotosentetik karbon alır)

4) Konak: Protista
- Metajonik bakteriler (oksijensiz solunumu arttırırlar, metanogenez gerçekleştirirler)
- Nitrojen-bağlayıcı bakteriler (Diatomlar, siyanobakterilerden bağlanmış nitrojeni alırlar)
- Hareketli mikroorganizmalar (Protista, bu yüzeyine tutunan spiroketler sayesinde hareketlerini hızlandırır)

Peki simbiyotik yaşam nasıl ve neden evrimleşti?

Bu noktayı da açığa kavuşturmak önemlidir. Tennessee Üniversitesi Biyokimya Bölümü'nden Prof. Kwang W. Jeon ve Prof. Jae Park'ın PubMed dergisinde yayınladıkları makalede ve öncesinde düzenledikleri deneyde Amoeba proteus isimli bir protista ile Escherichia coli bakterisi arasında simbiyotik yaşam kurulmuştur. İlk etapta bakteri konağına zarar vermiştir ve bağımsız olarak yaşayan amiplere göre daha yavaş büyümesine sebep olmuştur. Ancak 18 aylık deney ve 200 nesil sonunda, bakterinin amip üzerindeki zararlı etkisi azalarak yok olmuş ve amip, bakterilerin varlığından etkilenmeden yaşamını sürdürmeye devam etmeye başlamıştır.

Bu araştırma sonucunda elde edilen bulgular, simbiyotik ilişkilerin zıt karakterlerin bir arada bulunmasından evrimleştiğini ortaya koymuştur. Yani birbiriyle alakası olmayan ve hatta birbirlerine zararlı olan türler, bir arada bulunmaları sonucu önce birbirlerine zarar vermişler, daha sonradan ise birbirlerine "alışarak" (ya da alışacak şekilde adapte olarak) birlikte yaşamaya başlamışlardır. Peki bu evrim ne sıklıkla ve ne zaman olmuştur? Bu konu hala tam olarak bilinmiyor. Ancak filogenetik ağaç sorunuza da bir miktar cevap olması açısından, şu anda bilimsel bulgularla desteklenen bir gerçek, çimler ile ortak yaşayan endofitik mantarlar ile Epichloë isimli patojen bir tür birbirleriyle evrimsel olarak oldukça yakındır. Öyle ki, farklı türler olmalarına rağmen birbirleriyle cinsel açıdan uyumludurlar (ki bu da onlarca "tür" tanımından Biyolojik Tür olarak tabir ettiğimiz tanımlamaya bir istisna teşkil etmektedir). Bir diğer örnek, baklagiller ile ortak ilişki kuran Rhizobium ile bir diğer patojen bakteri olan Agrobacterium'un yakın filogenetik ilişkisidir.

Evrimsel olarak, bu ilişkilerin canlılara doğal ortamda avantaj sağlamasından ötürü evrimleştiği düşünülmektedir. Çünkü simbiyotik ilişki sonucunda, taraflar, karşı tarafın bazı koşulları sağlamasından ötürü, kendilerinin yaptığı bazı işleri yapmayı bırakırlar. Bu da onlara enerji açısından fayda sağlar. Örneğin bazı bitkiler, karıncaları üzerlerine çekerler ve otçullara karşı kendilerini karıncaların varlığıyla korurlar. Bu sayede, bazı diğer bitkilerin salgıladığı koruyucu salgıları üretmek zorunda kalmazlar. Güney Amerika'daki Akasya ağaçları, alelokimyasal denen ve otçulları kovan kimyasalları salgılar. Ancak bu türün bazı popülasyonları, bir tür karıncanın bol bulunduğu bölgelerde yaşarlar ve bu karıncalar onları otçullardan korur. Bu popülasyonlarda, bu kimyasalların artık salgılanmadığı gözlenmektedir.

Örnekler bu şekilde çoğaltılabilir. Simbiyotik yaşam, evrimsel süreçte gerçekten önemli bir adımdır ve prokaryotlardan ökaryotların evrimine imkan vermiştir (endosimbiyoz). Ne yazık ki talep ettiğiniz gibi bir filogenetik ağaç mevcut değil; ancak ola ki bulursak, sizlerle paylaşacağımızdan emin olabilirsiniz.

ÇMB (Evrim Ağacı)


Toplam 74776 ziyaretçi (153284 klik) Kişi Buradaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol